İletişim
Bilgilerimiz Hebalist saadet
Alternatif Tıp Merkezi
Camiişerif mah.istiklal cad. karataş iş merkezi
kat:1 daire:8
MERSİN/MERKEZ
e-posta & msn:
bilgi@herbalistsaadet.com
Telefon : 0 324 237 45 03 Fax: 0324 238 44 16
Cep: 0537 468 16 27- 0506 228 59 77
herbalist saadete ulaşmak artık çok kolay
bitkisel destekleyici ürünler hakkında bilgi
almak için
Tıklayın
Polenler
POLENLERDEN TOHUMA
DOĞRU
Polenler
Mükemmel ambalajlanmış genler
Polenler ilk olarak çiçeklerin
erkek üreme organlarında üretilirler ve oradan da
çiçeğin dış bölümüne doğru ilerlerler. Buraya
ulaştıktan sonra da olgunlaşmaya başlarlar ve
sonraki nesil için döllenmeye hazır hale gelirler.
Bu polenin hayatındaki ilk aşamadır. Öncelikle
polenin yapısına biraz göz atalım. Polen, gözle
görülemeyecek kadar küçük bir mikroorganizmadır
(kayın ağacının poleni 2, kabağın poleni ise 200
mikron büyüklüğündedir) (1 mikron=1/1000mm). İçinde
büyük gövdeli bir hücre (vejetatif hücre) ile iki
sperm hücresi (generatif hücre) bulunur. Polen bir
tür kutuya benzetilebilir.
Polenin içinde bitkinin üreme
hücreleri vardır. Bu hücrelerin çoğu dış etkenlerden
zarar görmeden canlılıklarını koruyabilmeleri için
çok iyi bir şekilde saklanmaları gerekir. Bu yüzden
kutunun yapısı son derece sağlamdır. Kutunun etrafı
sporoderm" diye adlandırılan bir kabuk tarafından
sarılmıştır. Bu kabuğun dış kısmında bulunan ve "ekzin"
olarak adlandırılan tabaka, organik alemin bilinen
en dayanıklı maddesidir ve kimyasal yapısı henüz tam
olarak aydınlatılamamıştır.1 Bu madde genel olarak
asitlerin ve enzimlerin yol açtığı bozulmalara karşı
çok dirençlidir. Ayrıca yüksek sıcaklık ve basınçtan
da etkilenmez.
Dış görünüş olarak hepsi
birbirinden farklı olan polenler,içlerinde
bitkilerin değerli üreme hücrelerinin saklandığı,
son derece sağlam, milimetrenin binde biri
büyüklüğündeki kutulardır.
Görüldüğü gibi, bitkilerin
devamlılığı için varlıkları zorunlu olan polenlerin
korunmaları için çok detaylı tedbirler alınmıştır;
polenler adeta özel olarak ambalajlanmışlardır. Bu
sayede polenler hangi metodla taşınırlarsa
taşınsınlar, ana gövdelerinden kilometrelerce
uzaklıkta dahi canlılıklarını sürdürebilirler.
Polenlerin çok dayanıklı bir maddeyle kaplanmış
olmalarının yanı sıra sayıca çok olmaları da o
bitkinin çoğalmasını garanti altına almış olur.
Polendeki bu detaylı yapıda da görüldüğü gibi Allah
yarattığı her şeyde bize benzersiz sanatını gösterir
ve bunların üzerinde düşünmemizi ister.
Buna Kuran`daki pek çok ayette dikkat
çekilmiştir:
Yeryüzünde birbirine yakın komşu kıtalar vardır;
üzüm bağları, ekinler, çatallı ve çatalsız
hurmalıklar da vardır ki, bunlar aynı su ile
sulanır; ama ürünlerinde (ki verimde ve lezzette)
bazısını bazısına üstün kılıyoruz. Şüphesiz,
bunlarda aklını kullanan bir topluluk için gerçekten
ayetler vardır. (Rad Suresi, 4)
Polenlerin, dölleyecekleri çiçeklere ulaşabilmeleri
için genellikle iki farklı yol vardır: Döllenme
işleminin ilk aşaması olan taşınma işlemi,
polenlerin bir arının, bir kelebeğin ya da herhangi
bir böceğin vücuduna yapışıp kendilerini
taşıttırmaları veya rüzgarın akışına uygun olarak
yol almaları şeklinde gerçekleşir.
Rüzgara yelken açan Polenler
Yeryüzündeki pek çok bitki, türünün devamını
polenlerini rüzgar vasıtasıyla dağıtarak sağlar.
Birçok açık tohumlu bitki, çam ağaçları, palmiye ve
benzeri ağaçlar ve ayrıca çiçek veren tüm tohumlu
bitkiler ile çimensi otların tamamı rüzgarlarla
döllenir. Rüzgar, çiçek tozlarını bitkilerden alıp,
aynı türden diğer bitkilere taşıyarak döllenmeyi
gerçekleştirir.Rüzgarla döllenme işleminde, halen
bilimadamlarının açıklama getirmekte zorlandıkları
pek çok nokta ve cevap bekleyen pek çok soru vardır.
Örneğin rüzgarla taşınan binlerce polen çeşidinden
her biri, kendi türüne ait olan bitkinin çiçeğini
nasıl tanımaktadır? Bitkiden fırlatılan polenler
hiçbir yere takılmadan nasıl olup da bu bitkinin
dişilik organlarına ulaşırlar?
Döllenme ihtimali oldukça düşük olmasına rağmen
nasıl olup da binlerce bitki, üstelik de milyonlarca
yıldır bu yolla döllenmektedir?İşte bu soruların
cevabını verebilmek için yola çıkan Cornell
Üniversitesi`nden Karl J. Niklas ve ekibi rüzgarla
döllenen bitkileri incelemeye almışlardır.
Buldukları sonuçlar son derece şaşırtıcı olmuştur.
Niklas ve ekibi rüzgarla döllenen bitkilerin havadan
bol miktarda polen yakalayabilmelerini sağlayan,
aerodinamik çiçek yapılarının olduğunu
keşfetmişlerdir.Bitkilerdeki bu aerodinamik yapı
nedir? Nasıl bir etkisi vardır?
Bu soruların cevaplarını verebilmek için
öncelikle aerodinamik yapı" tanımının açıklanması
gerekir. Havada hareket eden cisimlere hava
akımlarından kaynaklanan bazı kuvvetler etki eder.
Aerodinamik kuvvetler olarak adlandırılan bu
kuvvetler sayesinde, hareket etmeyi başarabilen
cisimler de "aerodinamik yapıya sahip cisimler"
olarak adlandırılırlar. Rüzgarla polenleşme
sistemini kullanan bazı bitkiler işte bu aerodinamik
yapıyı çok etkili bir biçimde kullanırlar. Bu
konudaki en güzel örnek çam kozalaklarının yapısında
görülür.
Bitkiler her üreme dönemlerinde havaya milyonlarca
polen bırakırlar. Polenlerin sayıca bu kadar çok
olmasının nedeni, herhangi bir etki ile oluşacak
tehlikelere karşı bitkinin üremesinin garanti altına
alınmasıdır.
Aerodinamik kozalaklar
Karl Niklas ve ekibinin rüzgarla polenleşmeyi
incelemelerine sebep olan sorulardan belki de en
önemlisi, "nasıl olup da havada bu kadar çok çeşitte
polen dolaşırken, bir bitki çeşidinin polenleri
başka bir bitki türü tarafından tutulmamakta ve
sadece kendi türünden diğer bitkilere
ulaştırılmaktadır" sorusu olmuştur. İşte bu soru,
bilimadamlarını rüzgarla döllenen bitkileri,
özellikle de kozalakları incelemeye yöneltmiştir.
Oldukça uzun olan yaşam süreleri ve yüksek
boylarıyla tanınan kozalaklı ağaçlarda, kozalaklar
erkek ve dişi yapıları oluştururlar. Erkek ve dişi
kozalaklar aynı ağaçta olduğu gibi farklı ağaçlarda
da olabilirler. Kozalaklarda, polenleri taşıyan hava
akımını kendilerine çekecek özel tasarlanmış
kanallar vardır.Polenler, oluşan bu kanallar
sayesinde üreme alanlarına kolaylıkla gelirler.
Kozalaklı ağaçlar diğer bitki türleri arasında en
ilginç üreme sistemine sahip olanlardan bir
tanesidir. Yandaki resimde bir kozalağın döllenme
aşamaları görülmektedir.
Dişi kozalaklar, erkek kozalaklara göre daha
büyüktürler ve tek olarak büyürler. Dişi
kozalakların merkez eksenleri etrafında çok fazla
miktarda yaprak benzeri yapılar olan "sporofil"ler
vardır. Bunlar, balık puluna benzeyen kabuk şeklinde
yapılardır. Sporofillerin iç yüzeylerinde iki adet
ovül (yumurtanın oluşturulduğu kısım) bulunur.
Kozalaklar polenleşmeye hazır olduğunda bu kabuklar
iki yana açılır. Böylece erkek kozalaktan gelen
polenlerin içeri girmesine olanak sağlanmış olur.
Aerodinamik kozalaklar
Bundan başka polenlerin kolaylıkla kozalağın
içine girmesini sağlayan özel yardımcı yapılar da
vardır. Örneğin dişi kozalakların pulları yapışkan
kıllarla döşenmiştir. Bu kıllar sayesinde polenler
döllenme için kolaylıkla içeri alınabilmektedirler.
Döllenmeden sonra dişi kozalaklar, çekirdek ihtiva
eden odunsu ve derimsi yapılara dönüşürler. Daha
sonra çekirdekler de uygun koşullarda gelişerek yeni
bitkileri meydana getirirler. Ayrıca dişi
kozalakların çok şaşırtıcı bir özellikleri daha
vardır: Yumurtanın oluştuğu kısım (ovül) kozalağın
merkezine çok yakındır. Bu da polenin bu bölüme
ulaşması için bir zorluk gibi görünmektedir. Çünkü
kozalağın iç kısımlarına ulaşabilmek için, iç eksene
açılan özel bir yoldan da geçilmesi gerekmektedir.
Bu ilk bakışta kozalakların döllenmesinde bir
dezavantaj gibi görülmesine rağmen, yapılan
incelemeler sonucunda böyle olmadığı anlaşılmıştır.1
Kozalaklardaki bu özel döllenme sisteminin nasıl
işlediğinin bulunabilmesi için bir model kozalak
hazırlanarak deney yapılmıştır. Helyum doldurularak
yapılmış baloncuklar hava akımına bırakılarak
hareketleri gözlenmiştir. Bu baloncukların hava
akımını rahatlıkla izleyerek, kozalağın içindeki
sıkışık koridorlardan hiç zorlanmadan geçme
özelliğine sahip oldukları anlaşılmıştır.Daha sonra
bu maket deneyinde gözlemlenen baloncukların
hareketleri özel bir fotoğraflama tekniğiyle
görüntülenmiştir. Bir bilgisayar yardımıyla
görüntüler analiz edilerek rüzgarın yönü ve hızı da
tespit edilmiştir.
Bilgisayardan elde edilen sonuçlara göre,
kozalakların rüzgarın doğrusal hareketini üç şekilde
değiştirdiği anlaşılmıştır. İlk olarak rüzgarın yönü
dallar ve yapraklar vasıtasıyla merkeze doğru
döndürülmüştür. Daha sonra bu bölgedeki rüzgar
kıvrılarak yumurtanın oluşturulduğu bölgeye doğru
sürüklenmiştir. İkinci harekette, kabukçukların
tümünü yalayan rüzgar sanki bir girdaptaymış gibi
dönerek kozalağın iç eksenine doğru açılan bölgeye
yönelmiştir. Üçüncüsünde ise kozalak, çıkıntıları
sayesinde çalkantıya neden olarak, rüzgarı aşağıya
doğru döndürerek kabuklara yönlendirmiştir.
Dişi çam kozalağının etrafında yaratılan hava
akımı tozlaşmada çok önemli rol oynar. Önce rüzgar
kozalağın merkezine saptırılır.
a) Merkezde eksen ekrafında döndükten sonra pulların
yüzeyini fırçalar
b) Her pulun üzerinde hava, yumurta açıklığına yakın
yerden aniden düzensiz bir şekilde döllenmeye başlar
ve polenler bu bölgede birikir.
c) Rüzgar yönüne paralel olarak kozalaklarda hava
aşağıya ve pullara dogru gönderilir.
d) Dişi kozalağın etrafındaki iğne yapraklar
görülmektedir.
İşte bu hareketler sayesinde havada uçuşan
polenler çoğunlukla hedeflerine ulaşmaktadırlar.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta hiç kuşkusuz
ki, birbirini tamamlayan üç aşamanın olması ve
bunların mutlaka bir arada olması gerektiğidir.
Kozalaklardaki tasarımın mükemmelliği işte bu
noktada ortaya çıkmaktadır. Evrim teorisi tüm
canlılarda olduğu gibi bitkilerde de aşamalı olarak,
zaman içinde bir gelişim olduğunu iddia eder.
Bitkilerdeki kusursuz yapıların sebebi evrimcilere
göre tesadüflerdir. Bu iddianın geçersizliğini
görmek için sadece kozalaklardaki üreme sisteminin
sahip olduğu kusursuz yapıyı incelemek yeterli
olacaktır.
Aerodinamik kozalaklar
Üreme sistemi olmadan bir canlının neslini devam
ettirmesi mümkün değildir. Bu kaçınılmaz gerçek
elbette ki çam ağacı ve kozalakları için de
geçerlidir. Yani, kozalaklardaki üreme sisteminin
çam ağaçlarının ilk ortaya çıkışı ile birlikte var
olması zorunludur. Kozalaklardaki bu mükemmel
yapının var oluşunda ise kendiliğinden kademeli
oluşma gibi bir süreç imkansızdır. Çünkü rüzgarı
kozalağa yönlendiren yapının, daha sonra bu rüzgarı
kanala yönelten ayrı bir yapının ve en sonunda da
yumurtanın olduğu bölüme ulaştıran kanalın her
birinin eksiksizce aynı anda ortaya çıkmış olmaları
gerekmektedir. Bu üç yapıdan birinin eksikliği
durumunda, bu üreme sisteminin çalışması mümkün
değildir. Kaldı ki kozalaktaki yumurta hücresinin ve
onu dölleyecek olan sperm hücrelerinin
kendiliklerinden tesadüfen oluşabilmelerinin
imkansızlığı da evrim teorisi açısından apayrı bir
çıkmazdır.
Tek bir parçasının dahi tesadüflerle var olması
imkansız olan böyle bir sistemin tüm parçalarının
aynı anda tesadüflerle ortaya çıkması, imkansız
kavramının dahi ötesinde bir durumdur. Bu durum da
evrim teorisinin tesadüfen oluşum iddialarını her
yönüyle geçersiz kılmaktadır. Dolayısıyla, şu çok
açık bir gerçektir ki, kozalaklar ilk ortaya
çıktıkları andan itibaren, eksiksiz bir şekilde bu
kusursuz sistemle birlikte Allah tarafından
yaratılmışlardır. Çam ağaçlarının, polenlerin
yakalanmasını hızlandıran daha başka özellikleri de
vardır. Örneğin yumurta hücreleri genellikle
dalların ucunda oluşur. Bu da polenlerin kaybını en
aza indirir. Bundan başka çam kozalağının
etrafındaki yapraklar, hava akımının hızını
azaltarak kozalak üzerine daha fazla polen düşmesine
yardım ederler. Kozalak etrafındaki yaprakların
simetrik dizilişi de, herhangi bir yönden gelen
polenlerin kolaylıkla tutulmasına yardımcı olur.
Tüm polenlerde olduğu gibi çam polenlerinin de
türlere göre farklı biçimleri, büyüklükleri ve
yoğunlukları vardır. Bu sayede her polen hava
akımından değişik yönde etkilenmiş olur. Örneğin,
bir türün polenleri, başka bir türün kozalağının
oluşturduğu hava akımlarını izleyemeyecek bir
yoğunluğa sahiptir. Bu sebeple kozalağın oluşturduğu
akımın dışına çıkarak toprağa üşerler. Bütün kozalak
çeşitleri kendi türlerinin polenlerine en uygun hava
akımını oluştururlar. Kozalakların bu özelliği
sadece polenleri tutmaya yaramaz. Hava akımının
meydana getirdiği bu filtre özelliğini bitkiler çok
değişik işler için de kullanırlar. Örneğin bu yöntem
sayesinde dişi kozalaklar, yumurta hücrelerine zarar
verebilecek mantar polenlerinin yönünü de
değiştirebilirler.
Bitkiler tarafından havaya rastgele atılan
polenlerin kendi türdeşlerine ulaşabilmesi için
alınan önlemler sadece bunlarla sınırlı değildir.
Bitkinin polenlerinin ihtiyaçtan çok daha fazla
miktarda üretilmesi de, polenleşme işlemini bir yere
kadar güvence altına almış olur. Çeşitli sebeplerle
oluşabilecek polen kayıpları bu sayede bitkiyi
etkilemeyecektir. Örneğin çam ağaçlarındaki her bir
erkek kozalak yılda 5 milyondan fazla polen
üretirken, tek başına bir çam ağacı ise yılda 12.5
milyar civarında polen üretmektedir ki bu, diğer
canlıların üreme hücreleriyle karşılaştırıldığında
son derece olağanüstü bir sayıdır.
Bununla birlikte rüzgarla taşınan polenlerin
önünde daha pek çok engel vardır. Bunlardan biri de
yapraklardır. Polenler havada uçuşmaya başladıkları
sırada, yapraklara takılıp kalmalarını engellemek
için bazı bitkilerde (fındık, gürgen, ceviz vs)
çiçekler yapraklardan önce açarlar. Bu sebeple
polenleşme yaprakların henüz gelişmedikleri bir
zamanda gerçekleşmiş olur. Buğdaygillerde ve
çamgillerde ise polenleşmenin kolaylıkla
gerçekleşebilmesi için çiçekler bitkinin uç
kısımlarında bulunmaktadır. Böylelikle yapraklar
polenin hareketine bir engel teşkil etmemiş olurlar.
Kozalaklar kendi türlerine göre çeşitli
yoğunluklara ve biçimlere sahip olurlar.
Alınan bu önlemlerle polenler oldukça uzak
mesafelere kadar gidebilirler. Bu uzaklık bitkinin
türüne göre değişir. Örneğin üzerlerinde hava
kesecikleri bulunan polenlerin katedebildikleri
mesafe, diğer türlere göre çok daha fazla olabilir.
2 tane hava keseciği taşıyan çam polenlerinin yüksek
hava akımları ile 300 km kadar uzağa taşınabildiği
belirlenmiştir.2 Bununla birlikte asıl önemli olan
nokta, havada uçan binlerce çeşit polenin bazen
kilometrelerle ifade edilen bir uzaklığa, aynı
rüzgarlarla taşınması ve bir karışıklık
çıkmamasıdır.
Amerikan melez çamının kozalaklarında da
döllenmenin daha kolay gerçekleşmesi için yapraklar,
polenlerin uçmasını engellemeyecek şekilde
yerleştirilmiştir
Polenler hedefe kilitleniyor
Rüzgar yoluyla döllenen bitkilerin bu hayret
uyandırıcı özelliklerini daha iyi anlayabilmek için,
şöyle bir örnekle kıyas yapabiliriz: Roketlerin
hedeflerine varabilmeleri için belirli bir rotayı
izlemeleri gerekir. Bu yüzden de roketin her türlü
tasarımı, hedefe ulaşmasını sağlayacak şekilde titiz
hesaplamalarla yapılmalıdır. Roketin özellikleri,
motor kapasitesi, uçuş hızı gibi roket ile ilgili ve
yağış, rüzgar, yoğunluk gibi hava şartlarıyla ilgili
konular detaylı olarak programlanmalıdır. Ayrıca
hedef bölgenin yapısı ve ortam şartları da en ince
ayrıntısına kadar bilinmelidir. Üstelik bu
saptamaların hassas ölçümlerle yapılması gereklidir.
Aksi takdirde roket, rotasının dışına çıkar ve
hedefe ulaşamaz. Hedefe kilitlenen bir roketin
görevini başarıyla tamamlayabilmesi için birçok
mühendis çok detaylı düşünerek hareket etmelidir.
Belli ki hedefe kilitlenmedeki başarı, ekibin yoğun
çalışmalarının, ince hesaplamaların ve kullanılan
üstün teknolojinin bir ürünü
olacaktır.Kozalaklardaki kusursuz üreme
sistemlerinde de, roketlerin hedefe kilitlenmelerine
benzer biçimde, her şey çok ince planlamış, son
derece hassas ayarlamalar yapılmıştır.
Hava akımının yönü, kozalakların yoğunluk
farkları, yaprakların biçimi gibi pek çok detay,
özel olarak tasarlanmış ve bitkilerin üreme planı bu
bilgilere göre kurulmuştur. Bitkilerdeki bu detaylı
yapıların varlığı, akla yine bu mekanizmaların nasıl
oluştuğu sorusunu getirecektir. Bu soruya yine bir
soruyla cevap verelim. Kozalaklardaki bu yapı
tesadüflerin eseri olabilir mi? Roketlerdeki sistem
uzun yıllar süren çalışmalar sonucunda, akıl ve
bilgi sahibi, bu konuda uzmanlaşmış mühendislerin
yoğun çalışmalarıyla ortaya çıkmıştır. Bu konuda
kimsenin bir şüphesi yoktur. Roketlerle hemen hemen
aynı çalışma sistemine sahip olan kozalaklardaki
kompleks yapılar da aynı şekilde özel olarak
tasarlanmıştır. Bir roketin tesadüfen oluştuğunu
iddia etmek, rasgele bir rota tutturduğunu söylemek
ne derece mantıksız bir iddia olacaksa, benzer
şekilde hedefe kilitlenmiş olarak hareket eden
polenlerin olağanüstü hareketlerinin ve
kozalaklardaki detaylı yapının da tesadüflerle
ortaya çıkmış olduğunu söylemek aynı derecede
mantıksız bir iddia olacaktır. Aynı şekilde
polenlerin bu yolculukta ayrı yollarını bulabilecek
yeteneğe ve bilgiye sahip olma ihtimalleri de
elbetteki imkansızdır. Sonuç olarak polen bir
hücreler topluluğudur.
Daha da derinine inersek şuursuz atomlardan
oluşan bir varlıktır. Polende böyle bir yeteneği
ortaya çıkaracak bir şuur aramak mümkün değildir.
Kuşkusuz bir kozalağın böylesine detaylı bilgilerle
dolu bir sistemi kullanarak döllenebilmesi ancak
sonsuz bilgi ve kudret sahibi olan Allah`ın mükemmel
yaratması ile gerçekleşmektedir. Çam ağaçlarının
döllenmesindeki başka bir önemli nokta da,
rüzgarların kontrol altında tutuluyor olmasıdır.
Rüzgarların kendilerine verilen taşıma görevini
kusursuz bir şekilde yerine getirmeleri de hiç
kuşkusuz ki yine "Alemlerin Rabbi olan Allah`ın,
gökten yere her işi evirip çevirmesi sayesindedir.
Allah bu durumu bir ayetinde şu şekilde bildirir: Ve
aşılayıcılar olarak rüzgarları gönderdik..." (Hicr
Suresi, 22)
Yeryüzündeki tüm bitki türleri istisnasız olarak
bu işlemleri gerçekleştirmektedirler. Her bir tür
kendi yapması gerekenleri, ilk ortaya çıktığı andan
itibaren bilmektedir. Rüzgar akımının yardımı ile
gerçekleşen bu olay, başarıya ulaşması oldukça zor
ihtimallere dayanmasına rağmen milyonlarca yıldır
hiçbir aksama olmadan devam etmektedir. Görüldüğü
gibi her şey çok yerli yerinde ve mükemmel bir
zamanlama ile gerçekleşmektedir. Çünkü bu
mekanizmaların her biri, bir bütün olarak ve aynı
zaman dilimi içinde bir arada işlemek zorundadır.
Bir tanesinin eksikliği veya işlememesi durumunda
bitkinin soyunun tükenmesi kaçınılmazdır. Ne bir
parçasında ne de bütününde kendilerinden kaynaklanan
bir akıl, irade ya da bilinç bulunmayan bu
sistemler, çok açıktır ki hepsini her an kontrolü
altında tutan, her şeyi en ince ayrıntısıyla
planlayan, sonsuz bir güç ve bilgi sahibi olan
Allah`ın emri ve yaratması ile bu inanılmaz
olaylarda rol oynamaktadırlar.
Canlı cansız her şeyin ve her olayın meydana
gelmesi Allah`ın her an yaratması ile
gerçekleşmektedir. Allah bu sırrı bir ayetinde
insanlara şöyle bildirmektedir:
"Allah, yedi göğü ve yerden de onların benzerini
yarattı. Emir, bunların arasında durmadan iner;
sizin gerçekten Allah`ın her şeye güç yetirdiğini ve
gerçekten Allah`ın ilmiyle her şeyi kuşattığını
bilmeniz, öğrenmeniz için. " (Talak Suresi, 12)
Konuyla ilgili şöyle bir örnek daha verebiliriz:
Her ayrıntının düşünülerek hazırlandığı, hatasız
çalışan bir teknolojik alet, bir fabrika veya bir
bina gördüğümüzde bunların planlayıcılarının
olduğundan hiç kuşku duymayız. Tüm bunların bilinçli
kişiler tarafından yapıldığını ve her aşamasında
mutlaka bir denetim olduğunu da biliriz. Hiç kimse
çıkıp da bunların kendi kendilerine zamanla
oluştukları gibi bir iddiada bulunmaz.
Planlayan kişinin aklını ve sanatını yaptığı
işler oranında takdir ederiz, saygı duyarız, ondan
övgüyle bahsederiz. İşte yeryüzündeki tüm canlılar
da çok hassas dengelere bağlı olarak, her detayı
ince ince planlanmış sistemlerle birlikte
yaratılmışlardır. Bunu istisnasız başımızı
çevirdiğimiz her yerde görürüz. Bütün canlılar bize
kendilerini yaratan Allah`ı tanıtırlar. Hiç kuşkusuz
ki burada övülmeye layık olan, tüm canlıları sahip
oldukları yeteneklerle yaratan Allah`tır.
Yeryüzündeki her şey gibi tüm bitkiler de Allah`ın
özel olarak yarattığı sistemler sayesinde
varlıklarını sürdürmektedirler, yani O`nun
kontrolündedirler:
" Göklerde ve yerde her ne varsa O`nundur.
Şüphesiz Allah, hiçbir şeye ihtiyacı olmayan
(Gani)dır, övülmeye layık olandır." (Hac Suresi, 64)
"Gaybın anahtarları O`nun katındadır, O`ndan
başka hiç kimse gaybı bilmez. Karada ve denizde
olanların tümünü O bilir, O, bilmeksizin bir yaprak
dahi düşmez; yerin karanlıklarındaki bir tane, yaş
ve kuru dışta olmamak üzere hepsi (ve her şey)
apaçık bir kitaptadır." (Enam Suresi, 59)
Polen taşıyıcıları iş başında
Bazı bitki türlerinin, polenlerini böcekler,
kuşlar, arılar ve kelebekler gibi hayvanlara
taşıtarak ürediklerinden bahsetmiştik. Polenlerini
hayvanlara dağıttıran bitkilerle bu dağıtımda görev
alan hayvanların aralarındaki ilişkiler gözlemcileri
hayrete düşürmektedir. Çünkü bu canlılar karşılıklı
bir alış-verişi gerçekleştirmek için, birbirlerini
etkileyecek ve cezbedecek yöntemleri ustaca
kullanırlar. Önceleri, genel bir kanaat olarak
bitkilerin hayvanlarla olan ilişkilerde fazla
rollerinin olmadığı zannedilirdi. Oysa araştırmalar
bu kanaatin tam tersi bir sonucu ortaya koydu:
Bitkiler hayvanlardaki tavır ve davranışları
doğrudan etkilemektedirler.
Resimlerde görülen değişik türlere ait böcekler
bitkiler için birer polen taşıyıcısı gibi görev
yaparlar. Allah böceklerle çiçekleri birbirleriyle
tam bir uyum içinde yaratmıştır. Örneğin en soldaki
resimde görülen arının bacağında polen taşıması için
yaratılmış olan, özel tüylerden oluşan bir sepet
görülmektedir.
Örneğin bitkilerdeki renk sinyalleri kuşlara ve
diğer hayvanlara hangi meyvelerin olgunlaşıp
yayılmaya hazır olduğunu haber verir. Çiçeklerin
rengi ile bağlantılı olan nektar miktarları da,
dölleyicinin çiçek üzerinde daha uzun kalmasını
sağlayarak döllenme şansını artırır. Özel çiçek
kokuları da doğru dölleyicileri tam gerekli zamanda
çeker. Bitkiler hayvanları etkilemede çok aktif bir
rol oynarlar. Kullandıkları özel stratejilerle
polenlerini taşıyacak hayvanları mükemmel bir
şekilde yönlendirirler.1 Bunlardan başka bitkiler
amaçlarına ulaşabilmek için kimi zaman da yanıltıcı
yöntemler kullanırlar. Tozlaşmayı sağlayacak olan
hayvan genellikle bitkinin kurmuş olduğu tuzağa
düşer ve böylelikle bitki hedefine ulaşır.
Bitkilerin Kulandıkları Yöntemler Renk,şekil ve koku iletişimi
Polen taşıyıcısı hayvanlar için renkler,
çiçeklerin ne kadar uzakta olduğunu belli etmekle
beraber, çiçekte nektar olup olmadığını da haber
verirler. Dölleyici böcekler yakınlara geldiğinde
çiçekte koku ve şekil gibi uyarıcı sinyaller belirir
ve böceğe nektar bölgesine kadar yol gösterir.
Çiçeklerdeki renk çeşitliliği dölleyiciyi, nektarın
olduğu merkeze yöneltir ve döllenmeyi sağlar.
2Bitkiler de sahip oldukları bu renklerin
rehberliğinden haberdardırlar.Hatta bu özelliği son
derece şuurlu bir şekilde kullanarak hayvanları
aldatırlar. Bazı bitkiler, böcekleri kendilerine
çekebilecek nektarları olmadığı halde nektar taşıyan
çiçeklerin renk özelliklerine sahiptirler.
Akdeniz ikliminde bulunan ormanlık bölgelerde bir
arada yaşayan Mor Çan çiçekleri ile bir orkide türü
olan Kırmızı Sefalanda bitkisi bu konuya güzel bir
örnek oluşturur. Mor Çan çiçekleri arılar için
cezbedici bir nektar salgılarken, Kırmızı Sefalanda
bu işlemi yapacak özelliklere sahip değildir. Her
bakımdan birbirinden farklı olan bu iki bitkinin
döllenmesini sağlayanlar ise yöresel adı "yaprak
kesen" olan yaban arılarıdır. Yaprak kesen arılar,
Çan çiçeğinin döllenmesini sağlarken Kırmızı
Sefalandayı da dölleme ihtiyacı duyarlar. Nektarı
olmadığı halde bir bitkiyi dölleyen arılar
bilimadamlarının ilgisini çekmiş ve bunun nedenini
araştırmışlardır.3
Renk,şekil ve koku iletişimi
Bu sorunun yanıtı "spektrofotometre" olarak
adlandırılan bir alet ile yapılan araştırmalar
sonucunda ortaya çıkmıştır. Buna göre çiçeklerin
saçtığı ışınların dalga boylarını, yaprak kesen
arıların seçemediği anlaşılmıştır. Yani insanlar Mor
Çan çiçeği ile Kırmızı Sefalanda`nın saçtığı
ışınların dalga boylarını ayırt edip, çiçekleri ayrı
renklerde görebildikleri halde, yaban arıları bunu
fark edemezler. Renk, polen yayıcılar için önemli
bir faktör olduğundan nektar salgılayan Çan çiçeğine
giden arı, onun yanında bulunan ve aynı renkte
gördüğü ancak nektarı olmayan Kırmızı Sefalanda
orkidesini de ziyaret ederek döllenmeyi sağlar.
Görüldüğü gibi bu orkide, Çan çiçeği ile olan "gizli
benzerliği" sayesinde neslini devam
ettirebilmektedir.
Bazı bitki türleriyse çiçeklerinin rengini
değiştirerek polen durumları hakkında böcekleri
adeta haberdar ederler. Bu konuyla ilgili şöyle bir
örnek verebiliriz: Doğa bilimci Fritz Müller bir
mektubunda Brezilya ormanlarında yetişen Lantana
adlı bir bitkiden bahsediyordu: Üç gündür renk
değiştiren bir Lantana çiçeği var burada. İlk gün
sarıydı, ikinci gün turuncu ve üçüncü gün mor.
Çeşitli kelebekler bu çiçeği ziyaret etti.
Görebildiğim kadarıyla mor çiçeklere hiç
dokunulmadı. Bazı böcekler hortumlarını hem sarı hem
de turuncu çiçeklere soktular, diğerleri birinci gün
sarıya. Ben bunun ilginç bir durum olduğunu
düşünüyorum.Eğer çiçekteki nektar ilk günün sonunda
azalırsa çiçek çok daha az fark edilir duruma gelir;
eğer rengi değişmezse kelebekler hortumlarını daha
önce döllenmiş olan çiçeklere sokarak vakit
kaybedeceklerdi.
Müllerin de gözlemlediği gibi çiçeğin renginin
eğişmesi hem bitkinin hem de dölleyicinin
yararınadır. Çiçeklerinin rengi değişen bitkiler,
çiçekleri genç olduğunda dölleyicilere bol miktarda
nektar ikram ederler. Çiçekler yaşlandıkça yalnızca
renklerini değiştirmekle kalmaz, ayrıca daha az
nektar barındırırlar. Böylece dölleyiciler nektarı
olmayan veya az miktarda nektarı olan, bu yüzden de
rengi değişen meyvesiz bitkilere gitmeyerek enerji
tasarrufu sağlamış olurlar.
Lantana çiçeği gibi bazı çiçekler, renklerini
değiştirerek, böceklere nektar durumları hakkında
bilgi verebilirler.
Nilüferler suyun üstünde açan çiçeklerinde
bulunan polenlerini taşıtmak için beyaz renge
duyarlı olan kınkanatlıları kullanırlar.
Nilüferlerin döllenmesinde ilginç olan yön bu beyaz
rengin döllendikten hemen sonra pembeye
dönüşmesidir. Çiçeğin rengininin değişmesi
kınkanatlılar için, çiceğin başka bir böcek
tarafından döllendiği ve poleninin bittiği anlamına
gelmektedir.
Bitki tarafından bir böceği veya kuşu cezbetmek
amacı ile kullanılan yöntemlerden bir diğeri de
çiçeklerin yaydıkları kokulardır. Bizim sadece
hoşumuza giden çiçek kokuları, aslında böcekleri
cezbetmek için salgılanır. Çiçeğin yaydığı koku da
etraftaki böcekler için yol gösterici rehber
özelliğine sahiptir. Kokuyu alan böcek, bu kokunun
kaynağında kendisi için lezzetli bir nektarın
birikmiş olduğunu fark eder. Karşılıklı gerçekleşen
bu haberleşme ile böcek, duyduğu kokunun kaynağına
doğru yol alır. Böcek çiçeğe ulaştığında nektarı
almak için uğraşacak ve polenler üzerine
yapışacaktır. Aynı böcek, uğradığı başka bir çiçeğe
daha önce yapışan polenleri bırakacak ve bu sayede
bitkinin döllenmesi gerçekleşmiş olacaktır. Böceğin,
yaptığı bu önemli işten haberi bile yoktur. O
yalnızca kokusunu aldığı nektara ulaşmak
amacındadır.
Bitkilerin Yanıltıcı Yöntemleri
Bazı bitkilerin yanıltıcı yöntemler
kullandıklarından bahsetmiştik. Bu bitki türleri
böcekleri cezbedecek nektara sahip değildirler. Bu
tür bitkiler böceklere olan benzerliklerden
faydalanarak döllenirler. Bir orkide türü (mirror
orchid) arıları etkileyebilmek için dişi bir arının
şekline ve rengine sahiptir. Hatta bu orkide türü
erkek arıları daha kolay cezbedebilmek için uygun
bir kimyasal uyarı yayıp, etkileyici bir feromon
(özel bir salgı) bile üretebilmektedir. Kıbrıs Arı
Orkidesi (Cyprus bee orchid) de döllenme işleminin
gerçekleşmesi için arı taklidi yapan çiçeklerden
başka bir tanesidir. Bu yöntemi kullanan orkidelerin
sayısı oldukça fazladır ve izledikleri yöntemler de
birbirlerinden farklıdır. Kimisi başı yukarı kalkık
dişi bir arının taklidini yaparken, kimisinin de
başı aşağı doğru eğiktir. Örneğin Sarı Arı Orkidesi
ikinci yöntemi kullanır. Bunun nedeni döllenme
şekillerindeki farklılıklardır.
Yandaki resimlerde sağda Kıbrıs Arı Orkidesi,
solda ise bu orkideyi dişi arı zannettiği için
döllemeye çalışan erkek arı görülmektedir. Erkek
arı, orkideyi döllemek için bir süre uğraşır. Bu
sırada arının başına, orkidenin üreme organındaki
polenler yapışır. Arı daha sonra gideceği aynı şekle
sahip orkidelere bu polenleri bulaştırır.
Orkidelerle arılar arasında evrimle hiçbir şekilde
açıklanamayacak, her detayı çok ayrıntılı bir
şekilde planlanmış bir uyum vardır. Bu uyum bize
yeryüzündeki tüm varlıklar gibi orkidelerin ve
arıların da Allah tarafından yaratıldıklarını
gösterir.
Dişi arı taklidi yapan bir diğer orkide türü de
Korsan Arı Orkidesi`dir. Bu orkideler dişi arıların
dış görünüşlerini o kadar mükemmel taklit ederler ki
sadece erkek arılar bu orkidelerle ilgilenir. Dişi
arılar bu orkidelerle hiç ilgilenmezler. Orkide
familyasının bazı üyeleri ise arılara verecek
nektarları olmasa da arıları kendilerine çekmeyi
başarırlar. Yine dişi arı taklidi yapıp çekici bir
koku salgılayarak erkek yaban arısının çiçeğin alt
bölümünde yer alan kısmına konmasını sağlarlar.
Çiçeğe konan yaban arısı çiftleşmeye çalışır ve
sonuçta da çiçeğin üzerindeki polenleri vücuduna
bulaştırır. Bu kandırmaca sonucunda da vücuduna
yapışan polenleri aynı amaçla konduğu bir başka
orkide çiçeğine taşır.
Resimlerde sadece birkaç tane örneği görülen arı
taklidi yapan orkideler, gerçekte sayı olarak çok
fazladırlar. İlginç olan bu çiceklerin her birinin
kendisini başka bir cins arıya benzetmesidir. Böyle
kusursuz bir benzerliğin tesadüfen gerçekleştiğini
iddia etmek elbette ki son derece gülünç olacaktır.
Orkideler bu özelliklere sahip olarak Allah
tarafından yaratılmıştır.
Bitkilerin Yanıltıcı Yöntemleri
Hayvanların dişilik özelliğini taklit eden bir
başka bitki de Çekiç Orkidesidir. Güney Afrikanın
kuru otlaklarında yetişen bu orkidenin üreme
mekanizması hayret uyandıracak kadar ilginçtir. Kalp
şeklinde tek bir yaprağa sahip olan Çekiç Orkideleri
tıpatıp yaban arısı dişisine benzerlik gösterirler.
Bu yaban arılarının sadece erkekleri uçarken,
dişileri kanatsız olup zamanlarının büyük bir
kısmını toprağın altında geçirirler. Dişi yaban
arıları çiftleşme zamanı geldiği zaman, erkek
arıların onlara kolay ulaşması için toprağın
altından çıkarak Çekiç Orkidesine tırmanırlar.
Orkideye çıktıklarında çiftleşmek için bir koku
salgılarlar ve erkek arının gelmesini beklerler.
Erkek yaban arılarının özelliğiyse orkidelere dişi
arılardan iki hafta önce zaten gelmiş olmalarıdır.
Bu son derece ilginç bir durumdur. Çünkü ortada dişi
yaban arıları yoktur ama dişi yaban arılarına
tıpatıp benzeyen ve döllenmeyi bekleyen orkideler
vardır. Ve erkek yaban arıları orkideye
geldiklerinde, dişi arıların yaydığı kokunun benzeri
ile karşılaşırlar. Çünkü orkide, dişi arıların
kokusuna benzer bir koku yaymaktadır. Bu kokunun da
etkisi ile birlikte erkek arılar orkidenin yaprağına
konarlar.
Orkide, yaprağının bir bölümünü hareket ettirerek
arının kendi üreme organına düşmesini sağlar. Arı
çiçekten kurtulmaya çalışırken bu sırada polen yüklü
iki kesecik kafasının arkasına ve sırtına yapışır.
Böylece arı başka orkidelere gittiğinde, sırtına
yapışan polenler diğer orkidelerin döllenmesini
sağlar.1 Görüldüğü gibi Çekiç Orkidesi ve arı
arasında son derece uyumlu bir ilişki söz konusudur.
Bu uyum bitkilerin üreyebilmesi için son derece
önemlidir. Çünkü başarılı bir polenleşmenin
sağlanamaması, yani böcekten gelen polenlerin aynı
türde bitkiye iletilmemesi durumunda döllenme
gerçekleşmeyecektir. Çekiç Orkidesi ve yaban arıları
arasındaki bu uyumun doğada pek çok örneği vardır.
Çiçeklerin yapılarındaki farklılıklar bazen bu
uyumlu ilişkinin sebebi olabilmektedir. Örneğin bazı
çiçeklerin içine girebilmek bazı böcekler için son
derece kolaydır, çünkü çiçeğin polenlerinin
bulunduğu kısım açıktır, bu bölümden böcekler ve
arılar kolaylıkla girip polenlere ulaşabilirler.
Bazı bitkilerde ise sadece belirli hayvanların
girebileceği büyüklükte bir nektar girişi vardır.
Mesela arılar bazı durumlarda çiçekteki nektara
ulaşmak için bu aralıklardan kendilerini içeri doğru
iterler. Oysa arıların kolaylıkla yaptıkları bu
işlemi yapmak başka canlılar için çok zor, hatta
imkansızdır.
Üstteki resimlerde dişi yaban arısı zannettiği
için bir çiçekle çiftleşmeye çalışan erkek yaban
arısı görülmektedir. Bu aldanma son derece doğaldır
çünkü Çekiç Orkideleri dişi arıların sadece rengini,
şeklini ve tüylerle kaplı alt kısımlarını taklit
etmekle kalmazlar, dişi arıların salgıladıkları
kokunun da aynısını taklit edebilir.
Normal çiçeklerden daha uzun çiçek tacı tüplerine
sahip olan bitkilerdeyse ağız yapıları sebebiyle
arılar ve bazı böcekler bu bitkileri dölleyemezler.
Sadece gece kelebekleri ve güveler gibi uzun dilleri
olan böcekler, uzun çiçek tacı tüplerine sahip olan
bu çiçekleri dölleyebilirler.2Bütün örneklerde de
görüldüğü gibi bazı çiçeklerin yapılarına tıpatıp
uygun bir vücut yapısına sahip olan böceklerle bu
çiçekler arasında son derece kusursuz bir uyum
vardır. Bir kilit ve anahtar ilişkisi şeklinde olan
bu uyumun evrimcilerin iddia ettikleri gibi
tesadüflerle elde edilmesi imkansızdır. Kaldı ki bu
uyumun tesadüflerle meydana gelmesini beklemek yine
evrimcilerin savunduğu doğal seleksiyon mantığıyla
çelişir.
Çünkü evrimcilerin doğal seleksiyon iddialarına
göre, çevreye adapte olamayan bir canlı ya
kendisinde yeni mekanizmalar oluşturmalı ya da yavaş
yavaş yok olmalıdır. Bu durumda doğal seleksiyon
mekanizmasına göre bu bitkiler özel çiçek yapıları
nedeniyle taşıyıcı böcekler tarafından
döllenemeyecekleri için yok olacaklardır veya
çiçeklerinin şeklini değiştirmek zorunda
kalacaklardır. Yine aynı şekilde ağız yapıları
sebebiyle sadece bu çiçekleri dölleyebilen böcekler
de, ya besin bulamadıkları için yok olacaklardı ya
da besin toplamakta kullandıkları organlarının
yapısını değiştireceklerdi. Oysa uzun çiçek tacı
olan bitkilere ya da diğer bitkilere baktığımızda
herhangi bir adaptasyonun, yani değişikliğin ya da
başka bir ek mekanizmanın oluşmadığını görürüz.
Bitkilerin Yanıltıcı Yöntemleri
Aynı şekilde kelebekler ve güveler gibi
canlılarda herhangi bir adaptasyon görülmemektedir.
Bu çiçekler de, onları dölleyen taşıyıcılar da çok
uzun yıllardan bu yana yaşamlarını aynı uyum
içerisinde sürdürmektedirler. Buraya kadar
anlatılanlar, birkaç ayrı türdeki bitkinin
nesillerini sürdürebilmeleri için başvurdukları
yöntemlerin kısa birer özeti idi. Herhangi bir
biyoloji kitabında tüm detaylarını bulacağınız
bitkilerin tozlaşması işleminin sebepleri hakkında
aynı kaynaklar doyurucu bir açıklama getiremezler.
Çünkü yapılan her işlemde, bitkiye mal
edemeyeceğimiz düşünme, akletme, karar verme, hesap
etme gibi özellikler ön plandadır. Oysa bir bitkinin
bu fiilleri gerçekleştirecek bir şuurunun olmadığını
hepimiz biliriz.
Eğer bitkinin tüm bu işlemleri kendi iradesiyle
yaptığını söylersek bakın nasıl bir senaryo çıkar
karşımıza: Bitki, aerodinamik yapısının rüzgar ile
tozlaşmaya uygun olduğunu "hesap eder" ve ondan
sonra gelen her nesil aynı yöntemi kullanır.
Diğerleri ise rüzgardan yeterince
faydalanamayacaklarını "anlar" ve bu nedenle
tozlaşma için böcekleri kullanırlar. Çoğalabilmek
için böcekleri kendilerine çekmeleri gerektiğini
"bilir", bunu sağlamak için çeşitli yöntemler
denerler. Öncelikle böceklerin nelerden hoşlandığını
tespit ederler. Bu tespiti yapabilmeleri için
böcekleri gözlemlemeleri, çeşitli araştırmalar
yapmaları gerekmektedir. Hangi nektarın ve kokunun
hangi böcek üzerinde etkili olduğunu bulduktan sonra
çeşitli kimyasal işlemler yaparak kokular üretirler
ve bunu tam gerektiği zamanı belirleyerek
salgılarlar.
Nektarı böcekler için cazip kılan tadın, içindeki
maddelerin miktarını tesbit eder ve bunu da
kendileri üretirler. Nektar ve koku böcekleri
kendilerine çekmede yeterli olmuyorsa düşünüp başka
bir yöntem denemeye karar verir ve böyle durumlarda
"aldatıcı taklitler" yaparlar. Dahası kendi
türlerinden başka bir bitkiye ulaşacak olan
polenlerin boyutlarını ve gideceği mesafeyi "hesap
eder" ve buna göre en uygun şekilde ve en uygun
zamanda polenlerini üretirler. Polenlerin yerine
ulaşmasını engelleyebilecek ihtimalleri "düşünür" ve
bunlara karşı "önlemler alırlar."Elbette böyle bir
senaryonun gerçekleşmesi mümkün değildir, hatta bu
senaryo tamamen mantık kurallarına aykırıdır. Bütün
bunlar sıradan bir bitki tarafından
gerçekleştirilemez. Çünkü bir bitki akledemez, zaman
ayarı yapamaz, ebat ve şekil tesbit edemez, rüzgarın
hızını ve yönünü hesaplayamaz, döllenebilmek için ne
tip yöntemlere ihtiyacı olduğunu kendisi
belirleyemez, hiç tanımadığı bir hayvanı cezbetmesi
gerektiğini düşünemez, üstelik bunu sağlamak için
nasıl yöntemler kullanacağına karar veremez.
Bazı çiçekler gece açarlar bu yüzden de gece
yaşayan canlılar tarafından döllenirler. Gece
çiçeklerini dölleyen hayvanlardan bir tanesi de
çiçeklerdeki nektar ile beslenen yarasalardır.
Yarasalar tarafından döllenen ve beyaz, yeşilimsi ve
mor renklere sahip olan bu gece çicekleri öyle güçlü
bir kokuya sahiptirler ki, karalıkta uçan kör
yarasalar bu sayede onları kolaylıkla bulabilirler.
Bu çiçekler ayrıca çok bol miktarda nektar da
üretirler. Görüldüğü gibi her iki canlı da kusursuz
bir uyum içindedir. Bu uyumu yaratan, hiç kuşkusuz
ki Rahman ve Rahim olan Allah`tır.Avize ağacı
bitkisinin üzerinde büyük yapraklardan oluşan bir
rozet şekli, bunun da merkezinde krem renkli
çiçekleri taşıyan bir sap bulunur. Avize ağacının
özelliği polenlerinin eğimli bir bölgede
bulunmasıdır. Bu yüzden bitkinin erkek üreme
organlarında bulunan çiçek tozunu ancak eğimli bir
ağız yapısına sahip olan bu güve toplayabilir. Güve
çiçek tozlarını birbirine bastırıp top şekline sokar
ve bunu başka bir avize ağacı çiçeğine götürür. Önce
çiçeğin dibine iner ve kendi yumurtalarını bırakır.
Sonra tepeciğe çıkar ve çiçek tozu topunu buraya
vurarak polenlerle beslenirler. Eğer güveler olmasa
avize ağaçları kendi kendilerini dölleyemezler.
Bu detaylar ne kadar çoğaltılırsa çoğaltılsın,
hangi yönden yaklaşılırsa yaklaşılsın, ne gibi
mantıklar kurulursa kurulsun bitkilerle hayvanlar
arasındaki bu ilişkide bir olağanüstülük olduğu
sonucu değişmeyecektir.
Bazı çiçeklerde nektar çiçeğin derinliklerinde
bulunur. Bu da böceklerin ve kuşların nektar
toplamalarını, yani çiçeğin döllenmesini
zorlaştıracak bir dezavantaj gibi görünür. Oysa
çiçekler için böyle bir şey söz konusu bile
değildir. Çünkü Allah, nektarı derilerde bulunan
çiçeklerin özelliklerine tıpatıp uygun yapılara
sahip canlılar yaratarak bu bitkilerin de
döllenmesini sağlamıştır.
Çünkü bu canlılar birbirleri ile uyumlu
yaratılmışlardır. Bu kusursuz uyum bize hem
çiçekleri hem de böcekleri yaratan gücün her iki
canlıyı da çok iyi tanıdığını, onların her türlü
ihtiyacından haberdar olduğunu ve onları
birbirlerine uygun yarattığını gösterir. Her iki
canlı da kendilerini çok iyi tanıyan, bilen
Alemlerin Rabbi olan, her şeyden haberdar olan
Allah`ın eseridirler.
Onlar Allah`ın büyüklüğünü, yüce kudretini,
kusursuz sanatını insanlara gösterip tanıtmakla
görevlidirler. Bitkinin ne kendi varlığından, ne de
gerçekleştirdiği bu mucizevi işlemlerden haberi bile
yoktur. Çünkü o, sahip olduğu her özelliği
planlayan, kainattaki her şey gibi kendisini de
yaratmış olan ve her an yaratmaya devam eden Allah`ın
kontrolündedir, ki bu gerçek de Kur`an`da Allah
tarafından bizlere bildirilmektedir:
"Bitki ve ağaç (O`na) secde etmektedirler."
(Rahman Suresi, 6)
VE BİR BİTKİ DOĞUYOR
Yeryüzündeki ekolojik dengenin ve canlılığın
devamında son derece önemli bir role sahip olan
bitkiler, bu önemle doğru orantılı olarak diğer
canlılara kıyasla çok daha etkin üreme sistemlerine
sahiptirler. Bu sayede hiç zorluk çekmeden
çoğalmalarını gerçekleştirirler. Bitkilerin üremesi
için kimi zaman bir bitkinin sapının kesilerek
toprağa gömülmesi, kimi zaman da bir böceğin bir
çiçeğe konması yeterli olmaktadır.
Bitkilerin üremelerinin, işlem olarak son derece
basit gibi görünmesine rağmen, içerik olarak oldukça
kompleks olması bilimadamlarını hayrete
düşürmektedir.
ANA BİTKİDEN AYRILMAYA BAŞLAYAN YENİ BİR
HAYAT
Bazı bitkiler cinsiyet ayrımı olmadan, tek bir
cinsin belirli yollarla çoğalmasıyla soylarını devam
ettirebilirler. Bu gerçekleştirilen çoğalmaya
eşeysiz üreme adı verilir. Bu şekildeki bir üremeden
sonra ortaya çıkan yeni nesil kendisini meydana
getiren neslin tıpatıp aynısı olur. Bitkilerdeki en
bilinen eşeysiz üreme şekilleri tomurcuklanma ve
parçalara ayrılmadır.
Bazı özel enzimlerin yardımıyla gerçekleşen bu
üreme biçimi (tomurcuklanma veya parçalanma) pek çok
bitkide görülebilir. Örneğin çimenler ve çilekler
"sürgün" denilen yatay uzantılarını kullanarak
çoğalırlar. Patates ise toprağın altında yetişen bir
bitki olarak, bu kısımlarda açılan yeni özel
yerlerden (gözelerden) tomurcuklar vererek çoğalır.2
Bazı tür bitkilerde ise yapraklarından bir
bölümünün toprağa düşmesi, yeni bir bitkinin
yetişmesi için yeterli olmaktadır. Örneğin
Bryophyllum daigremontianum adlı bitkinin üremesi
yapraklarının ucunda gelişen tomurcuklar sayesinde
gerçekleşir. Bu tomurcuklar yere düşer düşmez,
bağımsız birer yeni bitki haline gelerek, büyümeye
başlarlar.3
Begonya gibi bazı bitkilerde de kopan yapraklar
ıslak bir kuma yerleştirildiği zaman, bir süre sonra
küçük yaprakçıkların oluştuğu görülecektir. İşte bu
yaprakçıklar da yine çok kısa bir süre sonra ana
bitkinin benzeri olan yeni bitkiyi oluşturmaya
başlarlar.4
Çilekler ve patatesler diğer bitkilerde olduğu
gibi tohum ya da polen kullanarak üremezler. Bu
bitkiler ya toprağın üstünde ya da altında kök
filizleri oluşturarak, eşeysiz ürerler.
Bu örnekleri de göz önüne alarak; bir bitkinin parça
atarak ya da tomurcuklanarak büyümesi için temelde
ne gereklidir? Düşünelim! Bitkilerin genetik
yapısına bakıldığında bu sorunun cevabı kolaylıkla
verilecektir.
Bitkilerin de, diğer canlılarda olduğu gibi, tüm
yapısal özellikleri hücrelerindeki DNA`larda
şifrelenmiştir. Yani her bir bitkinin nasıl
çoğalacağı, nasıl nefes alacağı, besinini nasıl
sağlayacağı, rengi, kokusu, tadı, içindeki şekerin
miktarı, üreme şekli ve daha bunun gibi birçok bilgi
o bitkinin istisnasız bütün hücrelerinde
bulunmaktadır. Bitkinin köklerindeki hücreler
yaprakların nasıl fotosentez yapacağının bilgisine
sahiptir ya da yapraklarındaki hücreler köklerin
topraktan suyu nasıl çekeceğini bilirler. Kısacası
bitkiden ayrılan her parçada, bitkinin tamamını
oluşturabilecek şekilde bir şifrelenme ve düzenlenme
mevcuttur. Ana bitkinin tüm özellikleri yani genetik
olarak bitkiyle ilgili tüm bilgiler, bitkiden kopan
bu küçük parçanın her hücresinde de eksiksiz olarak
bulunmaktadır.5
Bu sistemle üreyen bitkilerin her parçasında aynı
genetik bilginin olması son derece önemlidir, hatta
bu zorunludur. Çünkü bitkinin üremesi sadece bu
sistemin işlemesine bağlıdır. Düşen parçada
bitkideki genetik bilgilerin tamamı olmasa, aynı
özelliklerde bir bitki gelişemez. Bunu bir örnekle
açıklayalım. Genetik bilgilerde eksiklik olsa;
örneğin bir çileğin rengi ya da içindeki şeker
miktarı, kokusu ile ilgili genetik bilgi yeni düşen
parçada olmasa çilek, çilek olamazdı.
Solda; Steptocarpus bitkisi.
Ortada; Begonya bitkisi. Üstte; Parça
atarak üreyen Bryophyllum
daigremontianum bitkisi Eşeysiz üreyen bitkilerin
hücrelerinin her birinde, bitkinin tamamına ait
genetik bilgi bulunur. Bu sayede bitkiden düşen
parçalar ana bitkinin tıpatıp benzeri yeni bir
bitkiyi oluşturabilirler.
Peki öyleyse bitkinin her parçasına, bitkinin
tamamını oluşturabilecek bilgiler eksiksiz olarak
nasıl ve kim tarafından yerleştirmiştir?
Bir bitkideki tüm bilgilerin eksiksiz bir şekilde
bütün hücrelerde aynı olması ihtimal hesaplarıyla,
tesadüflerin yardımıyla elde edilemez. Bu işlemi
gerçekleştiren, bitkinin kendisi ya da topraktaki
mineraller ya da başka dış etmenler de olamaz. Çünkü
bunların hepsi bitkiyi oluşturan sistemin bir
parçasıdır. Nasıl ki bir fabrikadaki tüm robotlara
aynı üretim bilgisini veren bir mühendis vardır ve
bilgisayarların bu bilgileri tek başına elde
etmeleri mümkün değildir, aynı şekilde bitkilerdeki
sistemin her bir parçasının böyle bir bilgiyi kendi
kendine elde etmesi de mümkün değildir.
Yeryüzündeki tüm canlılarda olduğu gibi,
bitkilerin hücrelerine de gerekli bilgileri
yerleştiren, hiç kuşkusuz ki her şeyi eksiksiz
yaratan, her türlü yaratmadan haberdar olan
Allah`tır. Allah bu gerçeğe pek çok ayetinde dikkat
çekmiştir:
O, biri diğeriyle `tam bir uyum (mutabakat)
içinde yedi gök yaratmış olandır. Rahman (olan
Allah)ın yaratmasında hiçbir `çelişki ve uygunsuzluk
(tefavüt) göremezsin. İşte gözü(nü) çevirip-gezdir;
herhangi bir çatlaklık (bozukluk ve çarpıklık)
görüyor musun? Sonra gözünü iki kere daha
çevirip-gezdir; o göz (uyumsuzluk bulmaktan) umudunu
kesmiş bir halde bitkin olarak sana dönecektir.
(Mülk Suresi, 3-4)
Görmedin mi, Allah, gökten su indirdi, böylece
yeryüzü yemyeşil donatıldı. Şüphesiz Allah,
lütfedicidir, her şeyden haberdardır. (Hac Suresi,
63)
EŞEYLİ ÜREYEN BİTKİLER
Bitkinin çiçeğinde bulunan erkek ve dişi üreme
organları vasıtasıyla gerçekleşen üreme şekli,
eşeyli üreme olarak adlandırılır. Her çiçeğin şekli,
rengi, içerdiği üreme hücrelerinin kılıfları, taç
yaprakları gibi özellikleri bitki türleri arasında
değişiklikler gösterir. Yapılardaki bu çeşitliliğe
rağmen bütün çiçeklerin görevleri temelde aynıdır.
Bu görevler; üreme hücrelerini üretmek, dağıtıma
hazır hale getirmek ve kendisine ulaşan diğer üreme
hücresinin döllenmesini gerçekleştirmektir.
Çiçeklerin açmaya başladıkları dönemde ortaya
çıkan polenler, bitkilerin erkek üreme
hücreleridirler. Görevleri, kendi türlerinin
çiçeklerindeki dişi organlara ulaşabilmek ve ait
oldukları bitkinin neslinin devamını sağlamaktır.
Her bitkinin polenlerini göndermek için ise
kendine özgü bir yöntemi ya da kullandığı bir
mekanizması vardır. Bitkilerden kimileri böcekleri
kullanırlar, kimileriyse rüzgarın özelliklerinden
faydalanırlar. Bitkilerin döllenmesinde kuşkusuz ki
en önemli nokta her bitkinin yalnız kendi türünden
olan bir bitkiyi dölleyebilmesidir. Bu yüzden doğru
polenlerin doğru bitkiye gitmesi son derece
önemlidir.
Peki, özellikle bahar aylarında havada bu kadar
çok çeşitte polen dolaşırken, nasıl olup da
döllenmede hiç karışıklık çıkmaz? Polenler uzun
yolculuklara ve değişen şartlara nasıl dayanıklılık
gösterirler?
Tüm bu soruların cevabı polenin yapısı ve dağılma
yöntemleri incelendiğinde verilmiş olacaktır.
POLENLERDEN TOHUMA DOĞRU...
MÜKEMMEL AMBALAJLANMIŞ GENLER: POLENLER
Polenler ilk olarak çiçeklerin erkek üreme
organlarında üretilirler ve oradan da çiçeğin dış
bölümüne doğru ilerlerler. Buraya ulaştıktan sonra
da olgunlaşmaya başlarlar ve sonraki nesil için
döllemeye hazır hale gelirler. Bu polenin
hayatındaki ilk aşamadır.
Öncelikle polenin yapısına biraz göz atalım.
Polen, gözle görülemeyecek kadar küçük bir
mikroorganizmadır (kayın ağacını poleni 2, kabağın
poleni ise 200 mikron büyüklüğündedir) (1
mikron=1/1000mm). İçinde büyük gövdeli bir hücre (vejetatif
hücre) ile iki sperm hücresi (generatif hücre)
bulunur.
Polen bir tür kutuya benzetilebilir. Polenin
içinde bitkinin üreme hücreleri vardır. Bu
hücrelerin çoğu dış etkenlerden zarar görmeden
canlılıklarını koruyabilmeleri için çok iyi bir
şekilde saklanmaları gerekir. Bu yüzden kutunun
yapısı son derece sağlamdır. Kutunun etrafı "sporoderm"
diye adlandırılan bir kabuk tarafından sarılmıştır.
Bu kabuğun dış kısmında bulunan ve "ekzin" olarak
adlandırılan tabaka, organik alemin bilinen en
dayanıklı maddesidir ve kimyasal yapısı henüz tam
olarak aydınlatılamamıştır.6 Bu madde genel olarak
asitlerin ve enzimlerin yol açtığı bozulmalara karşı
çok dirençlidir. Ayrıca yüksek sıcaklık ve basınçtan
da etkilenmez. Görüldüğü gibi, bitkilerin
devamlılığı için varlıkları zorunlu olan polenlerin
korunmaları için çok detaylı tedbirler alınmıştır;
polenler adeta özel olarak ambalajlanmışlardır. Bu
sayede polenler hangi metodla taşınırlarsa
taşınsınlar, ana gövdelerinden kilometrelerce
uzaklıkta dahi canlılıklarını sürdürebilirler.
Polenlerin çok dayanıklı bir maddeyle kaplanmış
olmalarının yanı sıra sayıca çok olmaları da o
bitkinin çoğalmasını garanti altına almış olur.
Polendeki bu detaylı yapıda da görüldüğü gibi
Allah yarattığı her şeyde bize benzersiz sanatını
gösterir ve bunların üzerinde düşünmemizi ister.
Buna Kuran`daki pek çok ayette dikkat çekilmiştir:
Yeryüzünde birbirine yakın komşu kıtalar vardır;
üzüm bağları, ekinler, çatallı ve çatalsız
hurmalıklar da vardır ki, bunlar aynı su ile
sulanır; ama ürünlerinde (ki verimde ve lezzette)
bazısını bazısına üstün kılıyoruz. Şüphesiz,
bunlarda aklını kullanan bir topluluk için gerçekten
ayetler vardır. (Rad Suresi, 4)
Polenlerin, dölleyecekleri çiçeklere
ulaşabilmeleri için genellikle iki farklı yol
vardır: Döllenme işleminin ilk aşaması olan taşınma
işlemi, polenlerin bir arının, bir kelebeğin ya da
herhangi bir böceğin vücuduna yapışıp kendilerini
taşıttırmaları veya rüzgarın akışına uygun olarak
yol almaları şeklinde gerçekleşir.
(Üsttte Solda) Dış görünüş olarak hepsi
birbirinden farklı olan polenler, içlerinde
bitkilerin değerli üreme hücrelerinin saklandığı,
son derece sağlam, milimetrenin binde biri
büyüklüğündeki kutulardır.
(Üstte Sağda) Bitkiler her üreme dönemlerinde havaya
milyonlarca polen bırakırlar. Polenlerin sayıca bu
kadar çok olmasının nedeni, herhangi bir etki ile
oluşacak tehlikelere karşı bitkinin üremesinin
garanti altına alınmasıdır.
RÜZGARA YELKEN AÇAN POLENLER
Yeryüzündeki pek çok bitki, türünün devamını
polenlerini rüzgar vasıtasıyla dağıtarak sağlar.
Birçok açık tohumlu bitki, çam ağaçları, palmiye ve
benzeri ağaçlar ve ayrıca çiçek veren tüm tohumlu
bitkiler ile çimensi otların tamamı rüzgarlarla
döllenir. Rüzgar, çiçek tozlarını bitkilerden alıp,
aynı türden diğer bitkilere taşıyarak döllenmeyi
gerçekleştirir.
Rüzgarla döllenme işleminde, halen
bilimadamlarının açıklama getirmekte zorlandıkları
pek çok nokta ve cevap bekleyen pek çok soru vardır.
Örneğin rüzgarla taşınan binlerce polen çeşidinden
her biri, kendi türüne ait olan bitkinin çiçeğini
nasıl tanımaktadır? Bitkiden fırlatılan polenler
hiçbir yere takılmadan nasıl olup da bu bitkinin
dişilik organlarına ulaşırlar? Döllenme ihtimali
oldukça düşük olmasına rağmen nasıl olup da binlerce
bitki, üstelik de milyonlarca yıldır bu yolla
döllenmektedir?
İşte bu soruların cevabını verebilmek için yola
çıkan Cornell Üniversitesi`nden Karl J. Niklas ve
ekibi rüzgarla döllenen bitkileri incelemeye
almışlardır. Buldukları sonuçlar son derece
şaşırtıcı olmuştur. Niklas ve ekibi rüzgarla
döllenen bitkilerin havadan bol miktarda polen
yakalayabilmelerini sağlayan, aerodinamik çiçek
yapılarının olduğunu keşfetmişlerdir.
Bitkilerdeki bu aerodinamik yapı nedir? Nasıl bir
etkisi vardır? Bu soruların cevaplarını verebilmek
için öncelikle "aerodinamik yapı" tanımının
açıklanması gerekir. Havada hareket eden cisimlere
hava akımlarından kaynaklanan bazı kuvvetler etki
eder. Aerodinamik kuvvetler olarak adlandırılan bu
kuvvetler sayesinde, hareket etmeyi başarabilen
cisimler de "aerodinamik yapıya sahip cisimler"
olarak adlandırılırlar. Rüzgarla polenleşme
sistemini kullanan bazı bitkiler işte bu aerodinamik
yapıyı çok etkili bir biçimde kullanırlar. Bu
konudaki en güzel örnek çam kozalaklarının yapısında
görülür.
AERODİNAMİK KOZALAKLAR
Karl Niklas ve ekibinin rüzgarla polenleşmeyi
incelemelerine sebep olan sorulardan belki de en
önemlisi, "nasıl olup da havada bu kadar çok çeşitte
polen dolaşırken, bir bitki çeşidinin polenleri
başka bir bitki türü tarafından tutulmamakta ve
sadece kendi türünden diğer bitkilere
ulaştırılmaktadır" sorusu olmuştur. İşte bu soru,
bilimadamlarını rüzgarla döllenen bitkileri,
özellikle de kozalakları incelemeye yöneltmiştir.
Oldukça uzun olan yaşam süreleri ve yüksek
boylarıyla tanınan kozalaklı ağaçlarda, kozalaklar
erkek ve dişi yapıları oluştururlar. Erkek ve dişi
kozalaklar aynı ağaçta olduğu gibi farklı ağaçlarda
da olabilirler. Kozalaklarda, polenleri taşıyan hava
akımını kendilerine çekecek özel tasarlanmış
kanallar vardır. Polenler, oluşan bu kanallar
sayesinde üreme alanlarına kolaylıkla gelirler.
Kozalaklı ağaçlar diğer bitki türleri arasında en
ilginç üreme sistemine sahip olanlardan bir
tanesidir.
Dişi kozalaklar, erkek kozalaklara göre daha
büyüktürler ve tek olarak büyürler. Dişi
kozalakların merkez eksenleri etrafında çok fazla
miktarda yaprak benzeri yapılar olan "sporofil"ler
vardır. Bunlar, balık puluna benzeyen kabuk şeklinde
yapılardır. Sporofillerin iç yüzeylerinde iki adet
ovül (yumurtanın oluşturulduğu kısım) bulunur.
Kozalaklar polenleşmeye hazır olduğunda bu kabuklar
iki yana açılır. Böylece erkek kozalaktan gelen
polenlerin içeri girmesine olanak sağlanmış olur.
Bundan başka polenlerin kolaylıkla kozalağın
içine girmesini sağlayan özel yardımcı yapılar da
vardır. Örneğin dişi kozalakların pulları yapışkan
kıllarla döşenmiştir. Bu kıllar sayesinde polenler
döllenme için kolaylıkla içeri alınabilmektedirler.
Döllenmeden sonra dişi kozalaklar, çekirdek ihtiva
eden odunsu ve derimsi yapılara dönüşürler. Daha
sonra çekirdekler de uygun koşullarda gelişerek yeni
bitkileri meydana getirirler. Ayrıca dişi
kozalakların çok şaşırtıcı bir özellikleri daha
vardır: Yumurtanın oluştuğu kısım (ovül) kozalağın
merkezine çok yakındır. Bu da polenin bu bölüme
ulaşması için bir zorluk gibi görünmektedir. Çünkü
kozalağın iç kısımlarına ulaşabilmek için, iç eksene
açılan özel bir yoldan da geçilmesi gerekmektedir.