Yukarıda
bahsettiğimiz kanser hücrelerini zehirleme
yönteminin genel adı "Kemoterapi" dir.Şu an en
yaygın uygulanan ilaç da budur.
Diğer klasik tedavi yöntemlerinden birisi de
"radyoterapi"dir. Buna halk arasında "Işın,şua
tedavisi"de denilmektedir.Bu yöntem,serbest kanser
hücrelerinden çok kanser topluluğu olan tümörleri
pasifize veya yok etmek amaçlı olarak
uygulanır.Kanser tümörünün olduğu bölgeye,
radyoaktif ışın verilmek suretiyle tümörü meydana
getiren hücreler yakılmaya çalışılır.Bu yöntem de
normalde sağlıklı insana bile tehlikeli şekilde
zarar veren bir uygulamadır.Kanser hastasına verilen
dozun biraz üzerinde ,sağlıklı bir insana
uygulandığında kanser hastası yapacak veya sakatlık
bırakacak radyasyon ihtiva etmektedir.Bu zararı
nedeni ile ancak belli dozlarda verilebildiğinden
"Radyoterapi" de kanser tümörünü tamamen yok
edememekte, belli bir süre için durdurmaktadır.
Kemik metastazları,akciğer kanserleri ve cilt
kanserlerinde hastalığı bir süre durdurduğu
kanıtlanmış bir uygulamadır.
Klasik,konvansiyonel kanser tedavilerinde diğer ve
önemli bir yöntem de "Ameliyat" yani "Tümör alma
operasyonudur" Eğer,kitlenin yeri ve büyüklüğü
açısından operasyon olanağı var ise,insan bünyesine
en az zarar veren tedavi yöntemidir.Özellikle meme
ve bağırsak kanserlerinde bu şekilde tümörler opere
edilerek alınmakta,kalan serbest hücreler için de
akabinde kemoterapi uygulanarak hastanın ömrü
uzatılmaktadır.Serbest kanser hücreleri büyük oranda
temizlenebilirse,bu yöntemle %40 lara varan oranda
iyileşmeler sağlanmaktadır.Kanser veya diğer
hastalıklar için tıpta bir kural vardır:Eğer
tedaviden sonra,hiç bir yeni tedavi yapılmadan o
hastalık 5 yıl içinde nüksetmemiş ise hasta tamamen
iyileşmiş demektir.
LÖSEMİ TİPLERİ Löseminin akut ve kronik olmak üzere iki
ana tipi vardır. Akut lösemi; birden ortaya çıkan,
hızla
ilerleyen ve hastayı düşkün bırakan lösemi tipi
olup, akut lenfoblastik lösemi (ALL) ve akut
myelobalstik lösemi (AML) olmak üzere iki ana tipten
oluşmaktadır. Kronik lösemi ise, daha yavaş
seyirli, hastayı birden kötüleştirmeyen tiptir.
Kronik myelositer lösemi (KML) ve kronik lenfositer
lösemi (KLL) olmak üzere iki ana tipi içermektedir.
Akut lösemide kanda lökosit sayısı düşük, normal
ya da yüksek olabilirken, kronik lösemide kanda
lökosit sayısı artmıştır. Löseminin hangi tip
olduğu,
hastanın muayenesinin yanı sıra, kan ve kemik
iliğindeki hücrelerin mikroskop altında incelenmesi
ve özel boyalar ile boyanarak ileri laboratuar
incelemelerinin yapılması ile hematologlar
tarafından belirlenir.
Her lösemi tipinin kendine özgü birçok alt tipi ve
tedavi şekli vardır.
AKUT LENFOBLASTİK LÖSEMİ (ALL)
Çoğu ALL vakası 10 yaş ve
altındaki çocuklarda görülmektedir, fakat diğer yaş
gruplarında da bu
hastalığa rastlanmaktadır.
ALL kalıtsal bir hastalık değildir, kemik iliğinde
yer alan hücrelerin değişime uğraması nedeniyle
ortaya çıkar. Bu değişimin nedeni tam olarak
belirlenememiştir. Ancak yüksek dozda radyasyona
veya
doğum öncesi ya da erken çocukluk dönemlerinde
toksinlere maruz kalma gibi çevresel faktörlerin ALL
üzerinde etkili olduğu belirlenmiştir.
Bir ALL hastasının kemik iliği çok sayıda blast
üretir. Blastaların lenfositlere dönüşmesi
gerekirken
bu olmaz ve kemik iliğinde o kadar çok blast birikir
ki normal lökosit, eritrosit ve trombosit üretecek
yer kalmaz.
Semptomlar:
Erken döneme ait belirtiler genelde gözden
kaçmaktadır, çünkü bu dönemdeki şikayetler nezle
veya diğer sık gözlenen hastalık şikayetlerine
benzer.
- halsizlik, nefes darlığı,
solgun görünüm-eritrositlerin eksikliğinden
kaynaklanan,
- sık sık enfeksiyona yakalanma-lökositlerin
eksikliğinden kaynaklanan,
- ciltte sık sık çürükler meydana gelmesi veya
kesiklerin çok güç iyileşmesi-trombosit
eksikliğinden kaynaklanan,
Tanı:
Hastaya tam bir ALL tanısı, hastadan alınan kan ve
kemik iliği
örnekleri mikroskop altında inclendiğinde ve çok
sayıda blast oluşumu gözlemlendiğinde konur.
Hasta ve doktoru tedaviye karar verecekleri zaman
ALL alt tiplerini, hastanın yaşını ve hastanın
genel sağlık durumunu göz önünde bulundurarak plan
yaparlar.
Tedavi:-Kemoterapi:
Tüm ALL hastalarına, hastalığın teşhisinden itibaren
hemen Kemoterapi uygulaması başlatılmalıdır.
Kemoterapide amaç normal kan hücrelerinin üretimini
onarma ve hastada remisyon elde edilmesidir.
Tedavide hangi ilaçların kullanılacağı hastanın
yaşı, kanda bulunan lösemi hücrelerinin sayısı ve
tipi
gibi faktörlere dayanarak belirlenir. Lösemi
hücreleri genelde omurilik ve beyin dolaylarında
toplandığından, ALL hastalarına kemoterapötik
ilaçlar omurilik çevrsindeki boşluğa enjeksiyon
yoluyla verilir. Kemoterapötik ilaçlar lösemi
hücrelerinin çoğalmasını engelleyerek öldürür. Ne
yazık ki kemoterapi sağlıklı hücrelerin de ölümüne
yol açar, bu nedenle ALL hastalarında bulantı,
halsizlik, yüksek enfeksiyon riski gibi yan etkiler
görülür.
Pek çok ALL hastasında,
kemoterapi normal kan hücrelerinin üretimini birkaç
haftada eski haline
getirir ve kan ve kemik iliği örneklerinin
mikroskobik incelenmesi sonucunda lösemi hücresine
rastlanmaz. Bu durumda hasta remisyonda demektir.
Çocuklarda kemoterapi uzun süreli remisyon
sağlasa bile ergin bireylerde ALL genellikle geri
döner. Hastalığın tekrar nüks etmesi durumunda
hasta ve doktoru daha fazla kemoterapi ya da kök
hücre transplantasyonuna başvurabilir.
-Hematopoietik Kök
Hücre Transplantasyonu:
Kök hücreler üç tip kan hücresine-eritrosit(kırmızı
kan hücresi), lökosit(beyaz kan hücresi) ve
trombosit(kan pulcuğu)- dönüşecek olan olgunlaşmamış
hücrelerdir.
Yakın bir zamana kadar kök hücre nakilleri kemik
iliği nakli olarak bilinmekteydi, çünkü kemik
iliği bu tip hastalıkların tedavisinde kullanılan
tek kök hücre kaynağı olarak bilinmekteydi. Şu an
nakillerde kullanılan kök hücreler kemik iliği,
kordon kanı ve periferik kandan elde edilmektedir.
Kök hücre nakillerinde, hasta,
lösemi hücrelerinin ve bağışıklık sisteminin
tahribini sağlamak üzere transplantasyon öncesi bir
kemoterapi ve / veya radyoterapiye tabi tutulur.
İki tip kök hücre
transplantasyonu söz konusudur ve ikisi de ALL
tedavisinde kullanılmaktadır:
· Otolog kök hücre transplantasyonunda hastanın
kendi kök hücreleri kullanılmaktadır.
· Allojeneik kök hücre nakillerinde ise bir
vericiden alınan kök hücreleri kullanılmaktadır.
Otolog kök hücre nakillerinde,
hastanın kemik iliğinden kök hücreler toplanır ve
dondurulur. Yüksek doz kemoterapi ve/veya
radyoterapiden sonra kök hücreler hastaya geri
verilir. Her ne kadar bazı ALL hastalarında otolog
nakil yapılsa da, allojeneik nakiller tercih
edilmektedir, çünkü otolog nakil sonrası relaps
görülme sıklığı yüksektir. Otolog nakillerde,
allojeneik kök hücre nakillerinin ciddi bir yan
etkisi olan GvHH önlenebilmektedir. Allojeneik kök
hücre nakillerinde hasta için akrabalar ya da akraba
dışı vericiler kullanılır. Akraba vericiler genelde
hastanın kardeşleridir. Nakil düşünülen bir hasta
için doktorunun yapacağı ilk iş hasta ile ailesinin
doku tiplemesini yapmaktadır. Eğer akrabalardan
herhangi birinde hasta ile uyum görülmez ise
hastanın doktoru Kemik İliği Bankasına ve banka
aracılığı ile Dünya Kemik İliği Bankasına uygun
verici için başvuruda bulunur.
Akraba ya da akraba dışı
verici kullanılmasına bakılmaksızın uygulanan nakil
prosesi aynıdır:
Kök hücreleri vericinin kanından toplanır ve hastaya
akrarılır. Otolog nakillerin aksine allojeneik
nakillerde vericilerden alınan kök hücreleri nadiren
dondurulur, vericiden alınmasını takiben 24 saat
içinde hastaya aktarılır.
Bazı allojeneik nakillerin sonrasında hastalarda
GvHH görülmektedir.
GvHH, hastanın yeniden yapılanan bağışıklık sistemi-
vericiden alınan kök hücreler tarafından
oluşturulan- hastanın vücuduna saldırır. İki tip
GvHH vardır: Akut GvHH, semptomların hemen nakil
sonrasında görüldüğü tiptir; semptomların yavaşça
oluştuğu ve aylar hatta yıllar boyunca geçmediği
tip ise kronik GvHH olarak isimlendirilir. GvHH
oluşması durumunda doktorlar ilaç tedavisine
gidebilir fakat GvHH bazı durumlarda nakil sonrası
ölüme yol açabilir.
AKUT LÖSEMİLER (AML)AKUT MYELOİD LÖSEMİ
AML bulaşıcı ya da kalıtsal bir hastalık değildir.
AML, kemik iliğindeki olgunlaşmamış hücrelerde bir
sorun meydana çıktığında oluşur. Aslında hastalığın
tam nedeni bilinmemekle birlikte radyasyon ya da
benzene maruz kalma gibi çevresel koşullarla
ilişkili olduğu bilinmektedir. AML her yaş
grubunda görülür, ancak erginlerde en sık görülen
akut lösemi tipi olarak bilinir.
Semptomlar:
AML semptomları vücudun yeterli sayıda sağlıklı kan
hücresi üretememesinden kaynaklanmaktadır. Bir AML
hastasının kemik iliği çok sayıda blast üretir.
Blastların granülositlere dönüşmesi gerekirken bu
olmaz. Bu esnada kemik iliği yeterli sayıda normal
eritrosit, lökosit ve trombosit üretemez.
Eritrosit eksikliğinden kaynaklanan:
- halsizlik, nefes darlığı, solgun görünüm Trombosit
eksikliğinden kaynaklanan:
- sık görülen dişeti ve burun kanamaları,
kanamaların durmaması
- ciltte sık sık çürükler meydana gelmesi veya
kesiklerin çok güç durması
- deride kızarıklıklar
Lökosit eksikliğinden kaynaklanan:
- hafif ateş
- kemik ve eklemlerde ağrılar
- sık sık enfeksiyona yakalanma
Tanı:
Bazı AML hastlarında yukarıdaki semptomlardan
herhangi birine rastlanmaz. Hastalık ancak kan
testleri sonucunda ortaya çıkabilir.
Hastaya tam bir AML tanısı,
hastadan alınan kan ve kemik iliği örnekleri
mikroskop altında incelendiğinde konabilir. Lösemi
hücrelerinin şekli incelenerek AML alt tipleri
belirlenebilir. AML’nin, hangi kan hücrelerinin
etkilendiğine göre farklı alt tipleri vardır; bu alt
tipler hastanın tedavi yönteminin seçiminde önemli
yer tutar
Tedavi: -Kemoterapi:
AML hastalarına, hastalığın teşhisinden itibaren
hemen kemoterapi uygulanması başlatılmalıdır.
Kemoterapi lösemi hücrelerinin öldürülmesinde
kullanılır. Kemoterapide ilk basamak indüksiyon
tedavisidir. Kemoterapide amaç normal kan
hücrelerinin üretimini onarma ve hastada remisyon
elde edilmesidir. Bu ilaçlar lösemi hücrelerinin
çoğalmasını engelleyerek öldürür. Ne yazık ki
kemoterapi normal sağlıklı hücrelerin de ölümüne yol
açar, bu nedenle AML hastalarında bulantı,
halsizlik, yüksek enfeksiyon riski gibi yan etkiler
görülür.
Pek çok hasta AML hastasında indüksiyon terapisi kan
hücrelerinin üretimini birkaç haftada eski haline
getirir ve kan ve kemik iliği hücrelerinin
mikroskobik incelenmesi sonucunda lösemi hücrelerine
rastlanmaz. Bu durumda hasta remisyonda demektir. Bu
noktada, uzun süreli tedavi seçenekleri
düşünülmelidir. Bu tedavi daha fazla kemoterapi ya
da kök hücre transplantasyonunu içermektedir.
-Hematopoietik Kök Hücre Transplantasyonu:
Hematopoietik kök hücre nakli ile AML hastalarının
kemik iliklerine sağlıklı kan hücreleri üretebilen
hücreler aktarılabilmektedir. Kök hücreler üç tip
kan hücresine-eritrosit(kırmızı kan hücresi),
lökosit(beyaz kan hücresi) ve trombosit(kan
pulcuğu)- dönüşecek olan olgunlaşmamış hücrelerdir.
Kök hücre nakillerinde kaynak olarak periferik kan,
kemik iliği ve kordon kanı kullanılmaktadır.
Kök hücre nakillerinde hasta, lösemi hücrelerinin ve
bağışıklık sisteminin tahribini sağlamak üzere
transplantasyon öncesi bir kemoterapi ve/veya
radyason terapisine tabi tutulur.
İki tip kök hücre
transplantasyonu söz konusudur ve ikisi de AML
tedavisinde kullanılmaktadır:
Otolog kök hücre
transplantasyonunda hastanın kendi kök hücreleri
kullanılmaktadır.
Allojeneik kök hücre nakillerinde ise bir vericiden
alınan kök hücreleri kullanılmaktadır.
Otolog kök hücre nakillerinde, hastanın kemik
iliğinden kök hücreler toplanır ve dondurulur.
Yüksek doz kemoterapi ve/veya radyoterapiden sonra
kök hücreler hastaya geri verilir.
Otolog nakillerde, allojeneik kök hücre nakillerinin
ciddi bir yan etkisi olan GvHH önlenebilmektedir.
Her ne kadar bazı AML hastalarında otolog nakil
yapılsa da, allojeneik nakiller tercih edilmektedir,
çünkü otolog nakil sonrası relaps görülme sıklığı
yüksektir. Allojeneik kök hücre nakillerinde hasta
için akrabalar ya da akraba dışı vericiler
kullanılır. Akraba vericiler genelde hastanın
kardeşleridir. Nakil düşünülen bir hasta için
doktorunun yapacağı ilk iş hasta ile ailesinin doku
tiplemesini yapmaktadır. Eğer akrabalardan herhangi
birinde hasta ile uyum görülmez ise hastanın doktoru
Kemik İliği Bankamıza ve bankamız aracılığı ile
Dünya Kemik İliği Bankasına uygun verici için
başvuruda bulunur. Akraba ya da akraba dışı verici
kullanılmasına bakılmaksızın uygulanan nakil prosesi
aynıdır: kök hücreleri vericinin kanından toplanır
ve hastaya aktarılır. Otolog nakillerin aksine
allojeneik nakillerde vericilerden alınan kök
hücreleri nadiren dondurulur, vericiden alınmasını
takiben 24 saat içinde hastaya aktarılır.
Bazı allojeneik nakillerin
sonrasında hastalarda GvHH görülmektedir.
GvHH, hastanın yeniden yapılanan bağışıklık sistemi-
vericiden alınan kök hücreler tarafından
oluşturulan- hastanın vücuduna saldırır. İki tip
GvHH vardır: akut GvHH, semptomların hemen nakil
sonrasında görüldüğü tiptir; semptomların yavaşça
oluştuğu ve aylar hatta yıllar boyunca geçmediği tip
ise kronik GvHH olarak isimlendirilir. GvHH hasta
için oldukça ciddi bir tehlike oluşturmakla
birlikte, nakilden sonra hastalar doktorları
tarafından yakın takibe alınır ve herhangi bir GvHH
belirtisi görüldüğü anda ilaç tedavisine başvurulur.
KRONİK LÖSEMİLER KRONİK MYELOJENİK LÖSEMİ (KML)
Çoğu KML vakası ergin
bireylerde görülmekle birlikte ancak %2’lik bir
oranda
çocuklarda da görülmektedir. KML kalıtsal bir
hastalık olmamakla birlikte genetik bir
faktör
içerir. KML, Philadelphia kromozomundaki bir
değişimden dolayı kemik iliği
hücrelerinin
fazla sayıda lökosit oluşturmasından kaynaklanır.
Adından da anlaşıldığı gibi KML’ nin
kronik olması, hastalığın yavaşça geliştiğini
gösterir ancak hızlanmış fazda hastalık hızla
ilerleme gösterebilir. Kemoterapi uzun remisyon
süreçlerinin oluşumuna neden olmakla
birlikte,
KML’ ye tek kalıcı çözüm kök hücre
transplantasyonudur.
Semptomlar:
KML semptomları tipik olarak zamanla ortaya
çıkmaktadır. Halsizlik, nedeni bilinmeyen
kilo kaybı, nefes darlığı, solgun görünüm hastalığın
semptomlarındandır.
Tanı:
Kesin bir KML tanısı kan ve kemik iliği hücrelerinin
mikroskop altında incelenmesinden
sonra konur. Hastadan alınan kan örneğindeki lökosit
oranı belirlenir. Olgunlaşmış ve olgunlaşmakta olan
lökositlerin (miyelosit ve nötrofiller) anormal
derecede yüksek
sayılarda gözlemlenmesi KML tanısında ilk adımı
oluşturur. Bu tanının doğrulanması
hastadan kemik iliği hücre örneklerinin anormal
Philedelphia kromozomlarına sahip
olması ile sağlanır.
Pek çok KML hastasında
hastalık, kronik fazdan hızlanmış faza geçtiğinde,
hasta için
çok daha sıkıntılı bir hal almaktadır. Bu fazda kan
dolaşımında lökosit, olgunlaşmamış
ve blast hücrelerin sayısında artış görülmektedir.
Üçüncü faz ise çok saldırgan bir akut lösemiye
benzer.
Klasik tıbbi tedavi:
-Kemoterapi:
KML genelde kronik fazdayken teşhis edilir ve ilk
tedavi aşamasında kan sayımını
normal sınırlara geri döndüren ilaçlar kullanılırl.
Kök hücre naklinin tersine kemoterapi,
kalıcı bir çözüm sağlamamakla birlikte hastalara
semptomlardan uzak uzun bir süreç sağlamaktadır. Son
on senede KML’ de tedavi olarak kullanılan
kemoterapi oldukça
gelişmiştir ve hastalığın kronik fazda durmasını
ortalama olarak altı ya da daha fazla
sene kadar sağlamıştır. Bu nedenle kemoterapi, kök
hücre nakline eşlik eden yüksek
doz kemoterapi ve/veya radyasyon tedavisini
kaldıramayacak zayıf sağlı koşullarına
sahip hastalarda tek tedavi yoludur. Diğer hastalar
kemoterapi ile tedaviyi, kök hücre
nakli ile tedavinin risklerinden sakınmak için
tercih ederler. İnterferon terapisinin
istenmeyen yan etkileri olmasına rağmen, kemoterapi
bir KML hastasının ömrünü
uzatmak için kullanılan, az risk taşıyan bir tedavi
yöntemidir. Hastanın yaşı,
potansiyel vericinin genetik uyumu ve tedavinin ilk
aylarında uygulanan ilaçlara
tepkisi dikkatlice göz önünde bulundurularak
yapılacak
nakil için karar verilir. -Hematopoietik Kök
Hücre Transplantasyonu:
Kök hücreler üç tip kan hücresine -eritrosit(kırmızı
kan hücresi), lökosit(beyaz kan
hücresi) ve trombosit(kan pulcuğu)- dönüşecek olan
olgunlaşmamış hücrelerdir.
Yakın bir zamana kadar kök
hücre nakilleri kemik iliği nakli olarak
bilinmekteydi,
çünkü kemik iliği bu tip hastalıkların tedavisinde
kullanılan tek kök hücre kaynağı
olarak bilinmekteydi. Şu an nakillerde kullanılan
kök hücreler kemik iliği, kordon
kanı ve periferik kandan elde edilmektedir.
Kök hücre nakillerinde, hasta, lösemi hücrelerinin
ve bağışıklık sisteminin tahribini
sağlamak üzere transplantasyon öncesi bir kemoterapi
ve / veya radyoterapiye tabi
tutulur.
İki tip kök hücre
transplantasyonu söz konusudur ve ikisi de KML
tedavisinde kullanılmaktadır: Otolog kök hücre
transplantasyonunda hastanın kendi kök hücreleri
kullanılmaktadır. Allojeneik kök hücre nakillerinde
ise bir vericiden alınan kök hücreleri
kullanılmaktadır. Otolog kök hücre nakillerinde,
hastanın kemik iliğinden kök hücreler
toplanır ve dondurulur. Yüksek doz kemoterapi
ve/veya radyoterapiden sonra kök
hücreler hastaya geri verilir. Tipik olarak kök
hücreler hastalığın kronik fazındayken
toplanır ve hastaya hızlanmış faza girdiğinde
aktarılır. Amaçlanan sonuç hastalığın
kronik faza dönmesini sağlayarak hastanın hayatını
uzatmak ve semptomları
azaltmaktır. KML hastalarında otolog nakillerin
tercih edilmemesinin nedeni,
otolog nakil sonrası relaps görülme sıklığı
allojeneik nakillere göre daha yüksektir.
Bunun yanında otolog nakillerde, allojeneik kök
hücre nakillerinin ciddi bir yan etkisi
olan GvHH önlenebilmektedir.
Allojeneik nakil için hastaya akraba ya da akraba
dışı doku uyumlu (HLA uyumlu) verici sağlanmalıdır.
Akraba olan vericiler genelde kardeşlerdir fakat HLA
uyumlu başka
vericiler de akrabalardan elde edilebilir, örneğin
teyze, hala, amca, dayı ve kuzenler
gibi. Nakle gitmeyi düşünen doktorun yapması gereken
ilk iş hastanın ailesinin ve
gerekirse geniş ailesinin doku tiplemesini
yapmaktır. Eğer akrabalardan herhangi
birinde hasta ile uyum görülmez ise hastanın doktoru
Kemik İliği Bankamıza ve
bankamız aracılığı ile Dünya Kemik İliği Bankasına
uygun verici için başvuruda bulunur. Akraba ya da
akraba dışı verici kullanılmasına bakılmaksızın
uygulanan nakil prosesi
aynıdır: kök hücreleri vericinin kanından toplanır
ve hastaya aktarılır. Otolog nakillerin
aksine allojeneik nakillerde vericilerden alınan kök
hücreleri nadiren dondurulur,
vericiden alınmasını takiben 24 saat içinde hastaya
aktarılır.
LENFOPROLİFERATİF BOZUKLUKLAR
Lenfomalar lenf sisteminde oluşan kanserlerdir. Lenf
sistemi ise birbirine ince
lenf damarlarla bağlanmış lenf nodüllerinden
oluşmaktadır. Lenf sisteminin görevi enfeksiyonlarla
savaşmaktır ve bu görevi üç tip kan hücresi
kullanarak yapar: T-lenfositleri, B-lenfositleri ve
Natural Killer hücreler (NK).
NON HODGKİN LENFOMASI ve
HODGKİN HASTALIĞI
Lenfositler genelde lenf nodlarında yer almakla
birlikte kemik iliği, dalak ve
kanda da bulunabilirler. Non Hodgkin Lenfoması’ nda(NHL)
lenfositler kanser
hücrelerine dönüşürler ve bu hücreler çoğalarak çok
sayıda kanser hücresi
meydana getirir. Bu kanser hücreleri bir araya
gelerek, lenf nodülleri ve vücudun diğer
bölgelerinde tümörler (lenfomalar) oluştururlar.
Lenfositlerdeki bu değişimin nedeni
tam olarak bilinmemektedir. Çeşitli kimyasallar,
özellikle pestisit ve herbisitlere
maruz kalma gibi durumların NHL oluşumunda etkili
olabileceği düşünülmektedir.
NHL çocuklarda pek görülmez. NHL’ nin görüldüğü yaş
ortalaması 50-60’ tır.
Semptomlar:
NHL’ nin en genel semptomu kol altında, kasıkta,
boyunda, göğüste ve karındaki
lenf nodüllerinde oluşan şişliklerdir. NHL hastası
kendini halsiz hissedebilir;
sık sık ateşi çıkar, gece terlemeleri olur, iştahını
kaybeder ve hastanın dalağı büyür. NHL vakalarının
%40’ ında tümörler lenf nodları dışında kemiklerde,
akciğerlerde,
karaciğerde ve derinin hemen altında kitleler
halinde oluşabilir. Her lenf nodu
şişmesi NHL semptomu olarak düşünülmemelidir, çünkü
vücut enfeksionlarla
savaşırken de lenf nodları şişer.
Tanı:
Lenfomalara ancak bir biyopsi sonrasında, yani
hastadan alınan lenfosit örneğinin
mikroskop altında incelenmesi sonucunda pek çok
kanserli hücre ile karşılaşılması durumunda teşhis
konabilir. Biyopsi için örnekler lenf nodlarından ya
da lenfoma
şüphesi taşıyan vücudun herhangi bir bölgesinden
alınabilir. Eğer bir biyopsi
sonucu hastaya lenfoma tanısı konmuş ise doktoru
anormal hücre ya da dokuların
tiplerine bakarak, onların büyüme ve yayılma
hızlarını inceleyerek NHL alt tiplerini
belirler.
NHL Tedavisi:
NHL tedavisinde amaç hastanın remisyona girmesini
sağlamaktır. Remisyon
olabildiğince çok sayıda kanser hücresinin
öldürülmesi ile sağlanır. Kullanılan
tedavi yöntemleri kemoterapi, radyoterapi ve kök
hücre naklidir. Hasta için en
uygun tedavi şekli, hastanın kesin tanısına,
hastalığın geldiği aşamaya,
lenfomasının ilerleme hızına, tümörlerin sayısı ve
lokasyonlarına, son olarak da
hastanın genel sağlık durumu ve yaşına bağlı olarak
belirlenir.
-Kemoterapi ve Radayson
Terapisi:
Kemoterapide kanser hücrelerini öldürmek için çok
güçlü ilaçlar kullanılır.
Genellikle hastalar döngüsel olarak 3-4 hafta süren
ilaç kombinasyonlarına tabi
tutulur. Kemoterapinin tamamlanması 12 ay kadar
sürebilir. Kemoterapi sağlıklı
hücrelerin de ölümüne yol açar, bu nedenle NHL
hastalarında bulantı, halsizlik,
yüksek enfeksiyon riski gibi yan etkiler görülür.
NHL tedavisinde radyoterapi
bazen kemoterapi ile birlikte kullanılır.
Radyoterapinin amacı vücudun belli bölgelerinde
bulunan kanser hücrelerini
öldürmektir. Her ne kadar radyoterapi Hodgkin
hastalığında çok sık uyulanan
bir tedavi şekli olsa da, NHL hastalarında nadiren
kullanılır.
Özetle,tüm kanser türlerinde olduğu gibi klasik
tedavilerle NHL nın tamamen ortadan kalkması mümkün
değildir.Amaç hastanın ömrünü bir süre
uzatabilmektir.
PLAZMA
HÜCRESİ BOZUKLUKLARI MULTİPL MYELOMA (MM):
Çoğu kez sinsi bir şekilde
başlayan, genellikle yavaş ilerleyen bir tür kan
kanseridir. Plazma hücrelerinin kontrolsüz çoğalması
sonucu oluşan kemik iliği tümörüne “plazmasitom”, bu
tümörlerin kemiklerde yaygın bir biçimde bulunması
sonucu oluşan bu hastalığa da multipl myeloma (MM)
denir.
MM çok sık rastlanan bir hastalık değildir bu
nedenle tanı konmasında gecikilen bir hastalık
olmuştur. Oysa ki oysa büyük ölçüde tedavi
edilebilir bir hastalıktır.Yeni tedavi yöntemleri
ile çoğu hastada yaşam süresini uzatmak ve yaşam
kalitesini yükseltmek mümkün olmaktadır.
Genellikle ileri yaş
hastalığıdır. En sık görüldüğü yaş grubu 65-70’dir.
Ancak son yıllarda yaş ortalaması 50-55’e doğru
kayma eğilimindedir. Çocuklarda görülmez. Erkeklerde
kadınlara oranla iki kat daha sıktır. Son yıllarda
hastalığın giderek daha genç kişilerde görülmesinin
yanı sıra, giderek daha sık gözlendiği de bir
gerçektir.
MM tedavisinde tercih edilen yötem yine kök hücre
naklidir. Uygun donörü olan ve genç MM hastaları
için allojeneik kök hücre nakli, uygun donörü
olmayan daha ileri yaştaki MM hastaları için ise
otolog kök hücre nakli tercih edilir.
DİĞER KANSERLER EWİNG SARKOMU:
Çocukluk çağı tümörlerindendir. Kemikte oluşur ve
genelde 10-20 yaş arası
çocuklarda gözlenmektedir. Ewing sarkomuna erkek
çocuklarda daha sık rastlanır. Bazı vakalarda başka
kemik anomalileri veya genital sistem anomalileri
görülebilir. Kol, bacak
ve kalça kemiklerinde oluşur; bazen tümör tarafından
çevrelediği yumuşak
doku ve kaslara da etki edebilmektedir.
Semptomlar:
En sık rastlanılan bulgu ağrı ve etkilenen kemik
bölgesinde ortaya çıkan şişliktir. Genelde sistemik
başka bir bulguya rastlanılmaz. Ancak ilerlemiş
hastalıkta halsizlik, kilo kaybı ve ara sıra ortaya
çıkan ateş görülebilir.
Tanı:
Erwing sarkomlu hastanın doktoru tarafından yapılan
kan sayımı sonucu ve kemikten alınan biyopsi ile
hastaya tanı konabilmektedir.
Tedavi:
Esas tedavi cerrahi olarak tümörün çıkartılmasıdır.
Daha sonra lokal rayoterapi ve sistemik kemoterapi
yapılarak tedavi sürdürülür.
-Kemoterapi:
Kemoterapide kanser hücrelerini öldürmek için çok
güçlü ilaçlar kullanılır. Cerrahi olarak tümörün
çıkarılması ya da radyasyon lokal tümörün ortadan
kalkmasını sağlar; kemotrapi ile ise vücutta kalan
kanser hücreleri yok edilir.
-Radyotrapi:
Radyoterapinin amacı vücudun belli bölgelerinde
bulunan kanser hücrelerini öldürmektir. Radyoterapi
sağlıklı hücrelerin ölümüne yol açmadan yalnızca
tümörün lokalize oluğu yerden ortadan kaldırılmasını
sağlar.
-Hematopoietik Kök Hücre
Transplantasyonu:
Kök hücreler üç tip kan hücresine-eritrosit(kırmızı
kan hücresi), lökosit(beyaz kan hücresi) ve
trombosit(kan pulcuğu)- dönüşecek olan olgunlaşmamış
hücrelerdir. Nakillerde kullanılan kök hücreler
kemik iliği, kordon kanı ve periferik kandan elde
edilmektedir.
İnatçı tipte Ewing sarkomuna
sahip hastalar için myeloablatif nakil
uygulanmaktadır. Bu tip nakillerde nakil öncesinde
yüksek doz kemoterapi uygulanmaktadır. Bu tedavi
tipi bazı hastalar için çok ağır olabilir ancak
Erwing sarkomuna kesin çözüm için kök hücre