İletişim
Bilgilerimiz Hebalist saadet
Alternatif Tıp Merkezi
Camiişerif mah.istiklal cad. karataş iş merkezi
kat:1 daire:8
MERSİN/MERKEZ
e-posta & msn:
bilgi@herbalistsaadet.com
Telefon : 0 324 237 45 03 Fax: 0324 238 44 16
Cep: 0537 468 16 27- 0506 228 59 77
herbalist saadete ulaşmak artık çok kolay
bitkisel destekleyici ürünler hakkında bilgi
almak için
Tıklayın
ARAŞTIRMALAR
BİTKİLERİN EVRİMİNİN
GEÇERSİZLİĞİ
Evrimciler,
bitkilerin oluşumuyla ilgili olarak tek bitkiden yüz
binlerce çeşit bitki türünün ortaya çıktığını iddia
ederler. Kuşkusuz evrimciler diğer konularda olduğu
gibi bu konuda da iddialarını destekleyebilecek
herhangi bir bilimsel delil sunamazlar. Çünkü
evrimciler hayvanların ve insanların evrimi ile
ilgili iddialarında düştükleri çıkmaza, bitkilerin
evrimi ile ilgili ortaya attıkları senaryolarda da
düşmektedirler.
Bugün bitkilerin evrimi senaryosu savunucularının
düştükleri en büyük çıkmaz hiç kuşkusuz ki ilk bitki
hücresinin nasıl olup da evrimleştiğidir. Aslında,
sadece bitkilerin evrimi konusunda değil, evrimle
açıklanmaya çalışılan her konuda evrimcilerin içine
düştükleri en büyük çıkmaz, kuşkusuz ki ilk hücrenin
nasıl oluştuğu konusudur.
Bilindiği gibi
hücreler son derece küçük canlı yapılar olmalarına
rağmen çok karmaşık sistemlere sahiptirler. Öyle ki
bu sistemlerin tam olarak nasıl işledikleri
konusunda bugüne kadar anlaşılamamış pek çok nokta
bulunmaktadır. Hücre dev bir fabrika benzeri
kompleks yapılara sahiptir. Tek bir organelinin
eksik veya olması gerektiğinden farklı olması
durumunda hücre işlevini yerine getiremez. Çünkü her
bir organelin özel bir görevi ve diğer organeller
ile çok karmaşık bağlantıları vardır. Bir hücrenin
içinde enerji üreten yapılardan hücre ile ilgili
bütün bilgilerin kayıtlı olduğu birimlere, gerekli
yerlere maddelerin ulaşmasını sağlayacak taşıma
sistemlerinden, gelen maddeleri ayrıştırma
bölümlerine, enzim ve hormon üreten birimlere kadar
pek çok kompleks yapı mevcuttur.
Bu yapılar karşısında
evrimci bir bilim adamı olan W.H. Thorpe, "canlı
hücrelerinin en basitinin sahip olduğu mekanizma
bile, insanoğlunun şimdiye kadar yaptığı, hatta
hayal ettiği bütün makinalardan çok daha
komplekstir"1 şeklindeki ifadesiyle hayranlığını
belirtmiştir.
Hücredeki olağanüstü
yapıyı görmezlikten gelemeyen bilim adamlarından
biri de ünlü Rus evrimcilerinden Alexander Oparin`dir.
Oparin evrim teorisinin hücrenin kompleksliği
karşısında içine düştüğü durumu şöyle ifade eder:
Maalesef hücrenin meydana gelişi evrim teorisinin
bütününü içine alan en karanlık noktayı
oluşturmaktadır.
Canlı hücreleri,
içlerinde taşıma sistemlerinin, bilgi depolama
merkezlerinin, kimyasal işlemlerin yapıldığı özel
bölümlerinin, enerji üreten santrallerin ve
paketleme merkezlerinin bulunduğu büyük fabrikalara
benzetilebilir. Hücrenin bir fabrikadan tek farkı
kuşkusuz ki mikroskobik ölçülerdeki boyutudur.
1- Çekirdek
2- Kromozomlar
3- Mitokondri
4- Ribozomlar
5- Kloroplastlar
6- Kofullar
7- Endoplazmik Retikulum
8- Hücre Zarı
Bir canlı hücresinin
tesadüfen oluşması kesinlikle mümkün değildir. 20.
yüzyıl biliminin hücredeki akıl almaz kompleksliği
ortaya çıkarması, böyle olağanüstü bir yapının
tesadüfen ortaya çıkabilmesinin her türlü ihtimalin
dışında olduğunu göstermiştir. Bununla birlikte 21.
yy.`ın eşiğinde olduğumuz şu dönemde hücrenin daha
pek çok sırrı modern bilim tarafından henüz
aydınlanmamıştır. Hücrenin tesadüfen oluşması bir
yana, bugün en gelişmiş teknolojiye sahip
laboratuvarlarda, uzman bilim adamlarının yıllar
süren tecrübe ve gayretleri sonucunda bile yapay
olarak bir canlı hücresi üretilememektedir.
Evrimciler dünyanın ilk oluşum
dönemlerinde bir bakteri hücresinin tesadüfen ortaya
çıktığını, milyonlarca yıl süren bir zaman süreci
sonucunda bu hücreden diğer tüm canlıların; örneğin
kuşların, böceklerin, kaplanların, atların,
kelebeklerin, yılanların, sincapların çıktığını
iddia ederler. Aynı şekilde sayısız bir çeşitliliğe
sahip olan bitkiler de evrimcilere göre yine tek bir
bakteri hücresinden oluşmuştur. İşte bu bölümde
evrimcilerin bu iddialarının gerçekleşmesinin
imkansızlığı ve bunların hayal gücüne dayalı,
bilimsel olmayan iddialar olduğu incelenecektir.
Bitkilerin evrimi senaryosunda ilk
bitki hücresinin fotosentez yapabilen "ilkel" bir
bakteri hücresinden evrimleştiği iddia edilir. Bu
senaryoda evrimleştiği öne sürülen "ilkel hücre",
bir bakteri hücresidir (prokaryot hücre). Bu
iddianın tutarsızlığına geçmeden önce, bir bakteri
hücresinin evrimcilerin iddia ettikleri gibi
gerçekten "ilkel" olup olmadığını inceleyelim.
Evrim Teorisinin İlkel
Hücre Olarak Gördüğü Bakteriler Gerçekten "İlkel"
midir?
Bakteriler, 1 mikrometre (1
milimetrenin binde biri) çapında olan ve hücre zarı
ile DNA ipliğinden başka yapı içermeyen çok küçük
canlılardır. Yapıları diğer canlı hücreleri ile
karşılaştırıldığında çok daha basit gibi görünür.
Ancak bu, bakterilerin kesinlikle ilkel canlılar
oldukları anlamına gelmez. Bu küçük hücrelerin
içerisinde yeryüzünde yaşamın sürekliliğini sağlayan
çok önemli biyokimyasal olaylar gerçekleşir.
Bakteriler, yeryüzündeki doğal ekolojik sistemin
işleyişinde çok önemli görevleri yerine getirirler.
Örneğin bazı bakteri türleri ölü bitki ve hayvan
kalıntılarını parçalayarak, bunları canlı
organizmalar tarafından tekrar kullanılmak üzere
temel kimyasal maddelere dönüştürürler. Bazıları
toprağın verimliliğini artırırlar. Bunlardan başka
sütü peynire dönüştürmek, zararlı bakterilere karşı
antibiyotik üretmek, vitamin sentezi yapmak gibi çok
önemli görevler yerine getirirler.
Bunlar bakterilerin yerine getirdikleri sayısız
görevden sadece birkaç tanesidir. Bütün bunları
yapan bakterilerin hücre yapıları basit gibi görünse
de derinlemesine incelendiğinde hiç de böyle
olmadığı görülür. Bir bakterinin 2000 civarında geni
vardır. Her bir gen ise 100 kadar harf (şifre)
içerir. Bu da bakterinin DNA`sındaki bilginin en az
ikiyüzbin harf uzunluğunda olması demektir. Bu ne
anlama gelir? Bu hesaba göre tek bir bakterinin
DNA`sının içerdiği bilginin, her biri 100.000
kelimelik 20 romana denk olması demektir. 3
Resimde şematik bir örneği görülen
prokaryot hücreler, bakteri benzeri içlerinde çok
fazla organel olmayan hücrelerdir. Böyle basit bir
hücrenin evrimleşmesiyle, evrimcilerin iddia
ettikleri gibi tüm canlıların ortaya çıkması elbette
ki imkansızdır.
İşte her bir bakterinin DNA`sında
kodlu bu bilgilerdeki herhangi bir değişiklik,
bakterinin tüm çalışma sistemini bozacak kadar
önemlidir. Görüldüğü gibi bakterilerin gen
şifrelerinde bir aksaklık olması, çalışma
sistemlerinin bozulması, yani bakterilerin
yaşayamamaları ve nesillerini devam ettirememeleri
anlamına gelir. Bunun sonucunda da ekolojik denge
zincirinin çok kritik bir halkası kopmuş ve canlılar
alemindeki bütün dengeler altüst olmuş olur. Bu
kompleks özellikler göz önüne alındığında evrim
teorisinin iddia ettiği gibi bakterilerin ilkel
hücreler olmadıkları anlaşılmaktadır. Dahası
evrimcilerin iddiasındaki gibi, bakterilerin
evrimleşerek bitki ve hayvan hücrelerine (ökaryotik
hücrelere) dönüşmesi de her türlü biyoloji, fizik ve
kimya kuralına aykırı bir olaydır. Bu imkansızlığı
açıkça bilmelerine rağmen evrim teorisi savunucuları
çaresizliklerinden uydurdukları bu tutarsız
teorileri savunmaktan vazgeçmezler.
Bununla birlikte bu teorilerinin
tutarsızlığını da zaman zaman dile getirmekten geri
duramazlar. Örneğin, ünlü Türk evrimcilerden Prof.
Ali Demirsoy ilkel olduğu iddia edilen bakteri
hücrelerinin ökaryotik hücrelere dönüşemeyeceğini şu
sözleriyle itiraf etmektedir:
Evrimde açıklanması en zor olan
kademelerden biri de bu ilkel canlılardan, nasıl
olup da organelli ve karmaşık hücrelerin meydana
geldiğini bilimsel olarak açıklamaktır. Esasında bu
iki form arasında gerçek bir geçiş formu da
bulunamamıştır. Bir hücreliler ve çok hücreliler bu
karmaşık yapıyı tümüyle taşırlar, herhangi bir
şekilde daha basit yapılı organelleri olan ya da
bunlardan birinin daha ilkel olduğu bir gruba veya
canlıya rastlanmamıştır. Yani taşınan organeller her
haliyle gelişmiştir. Basit ve ilkel formları
yoktur.4
"Evrimci bir bilim adamı olan Prof. Ali Demirsoy`u
bu derece açık itirafları yapmaya iten nedir?"
sorusu akla gelebilir. Bu sorunun cevabı, bakteri
hücresi ile bitki hücresi arasındaki büyük yapısal
farklılıklara bakıldığında çok net bir şekilde
verilebilir. Bunlar;
1. - Bakteri hücresinin hücre
duvarı polisakarid ve proteinden oluşurken, bitki
hücresinin hücre duvarı bunlardan tamamen farklı bir
yapı olan selülozdan oluşur.
2. - Bitki hücresinde zarla çevrili, son derece
kompleks yapılara sahip pek çok organel varken,
bakteri hücresinde hiç organel yoktur. Bakteri
hücresinde sadece serbest halde dolaşan çok küçük
ribozomlar vardır. Bitki hücresindeki ribozomlar ise
daha büyüklerdir ve zarlara bağlıdırlar. Ayrıca her
iki ribozom tipi de farklı yolla protein sentezi
gerçekleştirir.5
3. - Bakteri hücresindeki ve bitki hücresindeki DNA`ların
yapıları birbirlerinden farklıdır.
4. - Bitki hücresindeki DNA molekülü çift katlı bir
zarla muhafaza edilirken, bakteri hücresindeki DNA
molekülü hücre içerisinde serbest durmaktadır.
5. - Bakteri hücresindeki DNA molekülü biçim olarak
kapalı bir ilmik görünümündedir yani daireseldir.
Bitki hücresindeki DNA molekülü ise doğrusal
biçimdedir.
6. - Bakteri hücresindeki DNA molekülünde oldukça az
sayıda protein vardır. Ancak bitki hücresindeki DNA
molekülü bir uçtan diğer uca kadar proteinlere
bağlıdır.
7. - Bakteri hücresindeki DNA molekülü tek bir
hücreye ait bilgi taşımaktayken, bitki hücresindeki
DNA molekülü bitkinin tümüne ait bilgileri taşır.
Örneğin meyveli bir ağacın kökleri, gövdesi,
yaprakları, çiçekleri ve meyvesine ait tüm bilgiler,
ağacın tüm hücrelerinin her birinin çekirdeğindeki
DNA`da ayrı ayrı bulunmaktadır.
8. - Bazı bakteri türleri fotosentetiktir, yani
fotosentez yaparlar. Ancak bitkilerden farklı olarak
bakteriler hidrojen sülfit ile sudan ziyade başka
bileşikleri kırar ve oksijen gazı salmazlar. Ayrıca
fotosentetik bakterilerde (örneğin cyano
bakterisinde) klorofil ve fotosentetik pigmentler
kloroplast içinde bulunmazlar. Bunlar hücrenin
içinde çeşitli zarların içine gömülü olarak
dağılmışlardır.
9. - Bakteri hücresi ile bitki/hayvan hücresindeki
mesajcı RNA`ların biyokimyasal yapıları
birbirlerinden oldukça farklıdır.6
Mesajcı RNA, 3 tip RNA arasında
belki de en önemli olanıdır. Çünkü DNA direkt olarak
protein sentezlemez. DNA, mesajcı RNA molekülünü
sentezler ve mRNA polipeptid amino asitlerinin
zincirleme olarak üretilmesi için gerekli bilgiyi
içerir. Mesajcı RNA`nın taşıdığı bu bilgiler gerekli
yere ulaşınca amino asitler ve proteinler üretilir.
"Vicdanları kabul ettiği halde,
zulüm ve büyüklenme dolayısıyla bunları inkar
ettiler. Artık sen, bozguncuların nasıl bir sona
uğradıklarına bir bak." (Neml Suresi, 14)